III. BÖLÜM: ÖNDER PARTİYE DOĞRU
Share on Facebook Share on Twitter
 
Diğer yazılar
 

Topyekün Savaşın İkinci Dalgası

‘95 Aralık seçimlerinden sonra, politik koşullar yeniden belirgin biçimde sertleşir. Önce ömrü birkaç ay süren ANAP-DYP, sonra da RP-DYP savaş hükümetleri kurulur. Topyekün savaşın ikinci dalgası, faşist MGK rejiminin partiler ve hükümetler üstü politikasıdır. Yükselen antifaşist hareketin doruğu ve kırılıp geri çekildiği moment olur ‘96 1 Mayıs'ı. Ama ölüm orucunun merkezinde durduğu antifaşist direniş tarihe büyük harflerle yazılır. Gazi başkaldırısının ateşlediği antifaşist kitle hareketinin yükseliş dalgasının sonuna gelindiği, ölüm orucu direnişinin hatta dünya ölçeğindeki sarsıcı etkilerine karşın, büyük kitleleri harekete geçirememesiyle belirgin biçimde açığa çıkar.

Hareket, İstanbul başta olmak üzere daha çok varoşlarda, emekçi semtlerinde yoğunlaşır. Sosyal bileşimi ya da kitlesel yapısı karmaşık olmakla birlikte, özellikle mücadele biçimleri radikalleştiği ölçüde işsiz, yarı-işçi gençlik, hareketin en önemli unsurudur. Harekete damgasını vurduğu da söylenebilir. İşçi sınıfı ve emekçi memurların, emekçi gençliğin politik bakımdan en etkin, en duyarlı kesimleri ve yoksulluğun yığıldığı semtlerin küçük esnafı belli ölçülerde harekete katılır. Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi Batı'daki uzanımlarıyla hareketin önemli bir bileşenidir.

Hareket, çok değişik biçimlerde açığa çıkan, özgürlük talebine odaklanır. Programı ve stratejisinden kaynaklı olarak parti, hareketi, faşist diktatörlüğe karşı merkezinde devrimci güçlerin durduğu bir özgürlük cephesi yaratma hattında örgütleyip geliştirmeyi hedefler.

8 Mart, Gazi başkaldırısı yıldönümü ve şehit anmaları, Newroz, 1 Mayıs ve 2 Temmuz gibi özel anlamlı politik günler, ağırlıkta ve ön plandadır. Ama örneğin seçimler de belirli devrimci, ilerici güçler bakımından antifaşist kitle hareketinin yükselişinin bir unsurudur. Zamları protesto, Adana ve İzmir'de sel baskını nedeniyle devlet ve belediyenin ihmalini protesto, barış eylemleri, faşist rejimin kaybetme politikasına karşı savaşım, politik tutsaklarla dayanışma, paralı eğitime, harçlara, özelleştirmeye karşı gençlik eylemleri, ekonomik talepli ve daha çok da sendikal örgütlenmeyi savunma amaçlı tekil işçi grev ve direnişleri ve bunlarla dayanışma eylemleri, emekçi memurların toplusözleşme ve grev hakkı için yürüttüğü kitle mücadeleleri; antifaşist hareketin yükselen dalgasının unsurlarıdır.

Basın açıklaması biçimindeki gösteri ve protestolar, kitlesel antifaşist gösteriler, grev ve direnişler, mum yakma eylemleri, gezi, gece ve şenlikler, alternatif açılışlar, açlık grevleri, yürüyüşler, mitingler, toplantılar, kepenk kapatma eylemleri, korsan gösteriler, barikatlar, milis ve müfreze eylemleri dönemin ön plandaki mücadele biçimleridir. Harekete radikal niteliğini kazandıran temel bir unsur, yasallık çerçevesinin dışında olmasıdır.

Antifaşist kitle hareketinin yükselişi boyunca ve hatta ‘96 güzüne değin, partinin politik faaliyetleri dolu dizgin sürer. Belli başlı bütün görüngülerinde, çok etkin ve enerjik biçimde hareketin içindedir MLKP. Belli başlı mücadele ve örgüt biçimlerini kullanır, kendi güçlerine dayalı mücadeleler örgütler. "Saldırıya geçişi örgütleme" yaklaşımı ile hareketi genel grev genel direniş doğrultusunda geliştirmeye, bütün bir süreç boyunca, merkezinde devrimci güçlerin durduğu eylem birliklerini her düzeyde geliştirmeye, bir devrimci örgütler cephesi kurarak, hareketin birleşik devrimci önderliğini inşa etmeye çalışır.

 

Otorite Savaşımı ve Milis

MLKP, proleter sınıf savaşımının ve ezilenlerin mücadelelerinin ortaya çıkardığı bütün mücadele biçimlerini prensip olarak kabul etmiş ve pratik bir yaklaşım göstermiştir. Parti, kuruluş evresinde silahlı ve silahlı olmayan, yasal ve yasa dışı mücadele biçimlerini kullanma yönelim ve kararlılığını pratik olarak da sergiler. Antifaşist mücadelenin radikal bir çizgide yükselme eğilimini koruduğu ‘96 ortalarına ve hatta güzüne değin semtlerde milis örgütlenmesi ve eylemleri politik faaliyetler içinde önemli bir yer tutar. Ancak silahlı örgüt ve mücadele biçimleri aynı zamanda, inatla direnen Kürt ulusal devrimi nedeniyle de güncel ve oldukça önemlidir.

Bu dönemde semtlerde, devletle devrimci ve antifaşist güçler arasında başlangıç halinde otorite sorunu pratik olarak mücadele gündemine girer. Strateji ve taktiğinin öngörüleri içindeki otorite sorununun, devrimci çözümünü parti, milis ve müfreze örgütlenmesi ve savaşımına dayanarak örgütlemeye çalışır. Kuruluş çalışmalarının ilk anından itibaren milis ve müfreze örgütlenmelerinin geliştirilmesi yönelimi, özellikle partinin semt çalışması yaptığı her alanda milisin örgütlenmesi yönelimi, yerel merkezler ve semt parti örgütlerinden yoğunlaşmaları istenen görevlerdir. Gazi başkaldırısıyla bizzat antifaşist kitle hareketinin güncelleştirdiği barikat savaşımının genelleştirilmesi yönelimi de milis örgütlenmesine özel bir önem kazandırmıştır.

İskenderun, Samandağ, İzmir, Adana, ama özellikle İstanbul eksenli olarak yaygın, onlarca ve yüzlerce milis eylemi ve az sayıda müfreze eylemi örgütlenir. Parti, müfrezelerin daha etkin kullanımının yollarını arar, dener.

Gerek milis örgütlenmesi ve eylemleri, gerekse de semtlerdeki parti çalışmasının diğer görüngüleri -kitle ajitasyonu ve propaganda çalışmasının örgütlenmesi, kadro çalışması, eylem birlikleri ve dar ya da geniş yasadışı, yarı yasal kitle eylemleri, korsan gösteriler, kepenk ve kontak kapatma eylemleri, barikat direnişi girişimleri, parti basınının dağıtımının örgütlenmesi ya da semtlerden partiyi işçi sınıfı içinde inşa etme çalışmasının örgütlenmesi vb. sınırlı kadro ve politik önderlik gerçeğinin zayıflıklarını ve zaaflarını taşır. Kalıcı siyasal ve örgütsel kazanımlar yaratılamaz. Parti, kendini ve mücadeleyi büyüten bir çizgide ilerleyemez.

Partinin izlediği çizgi, Kürdistan'da patlak vermiş bulunan ulusal kurtuluşçu devrimi, Batı'dan yanıtlama yönelimiyle de bağlıdır. Çünkü bu, devrimin güncelliğinin en somut anlatımıdır. Milis ve müfreze örgütlenmesi ve eylemlilikleri antifaşist hareketin yükselişi kadar, ikinci devrimci cepheyi geliştirerek Kürt ulusal devrimini birleşik devrime dönüştürme yöneliminin de yansımasıdır. Partinin bu dönemde müfrezelerin daha etkin kullanımı arayışı da bu yönelimle ilişkilidir. Gazi başkaldırısının yıldönümünde parti, partizan birliğinin Emniyet Müdürlüğü, Kaymakamlık ve MHP'yi hedefleyen Sultanbeyli İlçe merkezi baskınıyla bu arayışını somutlaştırmıştır. Hazırlanışı, gerçekleştirilmesi ve geri çekilişiyle baskın başarıyla örgütlenmiştir.

Baskın, partinin politik çizgisinin gereği olduğu kadar, politik durum bakımından da uygun bir an'da gerçekleştirilmiştir. Bu başarılı saldırı aynı zamanda partiyi, başta önderlik olmak üzere, örgüt ve kadrolarını bir savaş partisi bilinciyle hazırlama ve konumlandırma yeteneğinin yetersiz olduğu gerçeğiyle yüz yüze getirmiştir. Söz konusu olgu kendisini en çarpıcı bir biçimde, Parti'nin politik mücadelede tuttuğu yer ile önderliğin aşılamamış, ilkel, amatör ve dar pratikçi tarzı arasındaki çelişkinin yarattığı ağır örgütsel sonuçlarda ortaya koyar.

‘96 1 Mayıs'ından sonra antifaşist kitle hareketinin radikal çizgiden geri çekilişi, ölüm orucu eksenli genel direnişle devrimci hareketin nesnel olarak harekette meydana gelmekte olan kırılmayı göğüsleme çabası içinde, parti milis eylemlerini olabildiğince artırarak sürdürmüş, kendi pratiği bakımından belirgin biçimde tırmandırmıştır. ‘96 yazı ve güzünde, denilebilir ki, kitle hareketinden yalıtık kendi kuvvetleriyle rejimle savaşan bir güç görüntüsü oluşmuştur.

Bu dönemin milis ve müfreze örgütlenmeleri ve onların kullandığı silahlı mücadele biçimleri bakımından, yükselen antifaşist hareketin kitle temelinin zayıflığı ve henüz özgürlük mücadelesinin belirleyici güçlerinin, en başta da onun önderi olarak işçi sınıfının harekete geçmediği koşullarda ve yine zayıf bir örgüt, kadro ve taktik önderlik temelinde örgütlemeye çalışmasının özel zorlukları, gelecekte de göz önünde tutulmalıdır. Politik önderliğin belirleyici gerçeği, çelikten bir yasa gibi partiye kumanda etmelidir.

 

Birleşik Devrimci Önderlik

Parti, kendisi gibi düşünmeyen devrimci, yurtsever devrimci ve ilerici, antifaşist parti ve çevrelerle olduğu kadar örgütsüz yığınlarla ilişki tarzına da daima büyük önem vermiştir. Bütün bu sorunlar, önderlik iddiasının konusu ve alanına girerler. Hatta, o, bunların da ötesinde sınıfsal, ideolojik/politik kimliğinin gereği; öncü, ilerici vb. işçilerin, işçi sınıfı ve emekçi yığınların, tüm ezilen ve sömürülenlerin çıkarları temelinde birliğine, ortak, birleşik bir sınıf iradesini inşa etmenin ve pratikleştirmenin araçlarına özenli bir yaklaşım gösterir. Devrimci örgütlerin marksizm, sosyalizm, önderlik vb. adına kendi dışında birikmiş devrimci olanakları önemsemeyen, bir bakıma reddeden sekter ve karamsar, kendine güvensiz, kibirli yaklaşım ve pratikleriyle mücadele eder. Her alanda devrimci dayanışmanın, ortak çalışma, devrimci işbirliği ve eylem birliklerinin geliştirilmesi, devrimci hareketin bu alanda unutturulmuş devrimci değerlerinin yükseltilmesi için çalışır. MLKP, her alandaki pratiği ile, işçi sınıfı ve emekçi yığınların mücadele isteğinin yansıması olan birlik talebine sahip çıkan sorumlu, özenli ve pratik bir yaklaşım göstermiştir.

‘95/'97 sürecinde MLKP, "birleşik devrimci önderlik" ve "bir devrimci parti ve örgütler cephesi" inşa etme, yaratma görüşü ve planını ortaya atmış, gerçekleşmesi için sistematik pratik çaba içinde olmuştur. Fakat bunlar, cephe sorununda MLKP'nin kendini devrimci ve yurtsever örgütlerle sınırlandıran dar ve sekter bir yaklaşıma sahip olduğu anlamına gelmez. O, bu süreçte merkezinde komünist, devrimci ve yurtsever devrimci güçlerin durduğu; faşist diktatörlüğe karşı savaşımın devrimci çözümünü hedefleyen bir özgürlük cephesinin inşası rotasında yürür. Reformist ve yasalcı da olsalar, ilerici, antifaşist parti ve örgütlerle ilişkilerin devrimci gelişmeyi güçlendirecek, onların burjuva liberalizmine yedeklenmesini önleyecek tarzda geliştirilmesine çalışır. Ama öncelik merkezi düzeyde devrimci parti ve örgütlerin cepheleştirilmesi yönelim ve çalışmasına verilmiştir. Tekil eylemler ve yerel, kesimsel düzeylerde eylem birliği çalışmaları ve pratiği bahsedilen güçleri de kapsar.

Devrimci gelişmenin ihtiyaçlarıyla, uluslararası komünist hareketin deneyimlerini, devrimci teorinin ışığında birleştirme çabası MLKP'nin gelişen bir yanı olarak belirir. Devrimci çevrelere yabancı gelen, yeni ve farklı şeyler söylemesi, buradan kaynaklanır. "Bir devrimci örgütler cephesi" ve "birleşik devrimci önderlik" kavram ve yönelimi devrimci hareket için yenidir. Ancak, partinin yönelim ve arayışı oldukça önemlidir. Çünkü esasen, devrimci örgütlerin bilinen formel ve şematik yaklaşımlarının pratik olarak geçersizliği açığa çıkmıştır. Devrimci gelişmenin ihtiyaçlarını yanıtlayacak arayışlara girmek, önderlik iddiasını koruyan her devrimci parti ve örgütün görevidir.

Geliştirilen eylem birliği ve cepheleşme politikası, her düzeyde kadro ve örgütlere inisiyatif tanır, önüne geniş ve verimli çalışma alanı açar. Devrimci hareket içinde belirgin ağırlığı olan ve öne çıkan güçlerin cepheleştirilmesi ya da sürekliliği sağlanan merkezi bir eylem birliğinin inşa edilmesine çalışır. Öncelik verilen devrimci bir partinin, merkezi eylem birliği ve cepheleşme çalışmasının kendi gereklerine ve mantığına uygun bir tarz ve ilişki sistematiğinin ortaklaşa/birlikte geliştirilmesi yerine, kendini, kendi tarzını dayatması harcanan çabaları boşa çıkarsa da devrimci harekete deneyim kazandırır. Devrimci örgüt ve kadroların gündemine, eylem birlikleri ve cepheleşme sorununu yeni bir biçimde sokar.

Parti, Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu'nun kuruluşunda yer alır. Oldukça özel ve özgün, kesimsel de olsa, bileşenleri öyle kabul etmese de taşıdığı iç zaaflara karşın "birleşik devrimci önderli"ğin bir gerçekleşme biçimidir. Aynı şey, parti öncesi dönemden gelen bir deneyim olarak emekçi kadınlar arasındaki çalışmada da ortaya çıkmıştır.

Gençlik platformları da bu aynı yönelimin bir başka yansımasıdır. Semtlerde değişik isimler alan platformlar doğmuştur. Seçimler, eylem birliği ve cepheleşme çalışmalarının sürdürüldüğü, değişik biçimler aldığı örneklerdir. Rejimin kaybetme politikasına karşı geliştirilen pratik ve örgütlenmeler, Analar Kurultayı etkinliği özel olarak kaydedilmelidir. Devrimci yurtsever hareketle gerçekleştirilen yaygın eylem birlikleri, akabinde Birleşik Devrimci Güçler Platformu'yla daha ileri bir düzeye taşınmaya, "birleşik devrimci önderliğin" ve "cepheleşme" çalışmasının daha ileri bir düzeyde inşasına yönelmiştir.

Toplumsal devrimin önderliği ancak proleter sınıf savaşımının ve devrimci gelişmenin ihtiyaçlarını anlamaya ve yanıtlamaya kilitlenmiş praksis içinde gelişebilir. Partinin eylem birliği, cepheleşme çalışmasında geliştirilen önderlik ve politik mücadele tarzında bu yönelimi çok belirgin şekilde açığa çıkar. Komünist ve devrimci hareket için yeni olan "bir devrimci örgütler cephesi" ve "birleşik devrimci önderlik" kavramları ve yönelimi bunun çarpıcı bir yansımasıdır. Kendini kitlelere ve diğer ilerici devrimci güçlere bürokratik ve buyurgan tarzda dikte etmeye dayanan kibirli önderlik tarz ve anlayışı reddedilerek pratik olarak da aşılmaktadır.

Enternasyonalizm Yönelimi

Tüzüğün giriş bölümünde, MLKP'nin, enternasyonalist niteliği vurgulanır. O, proletarya enternasyonalizmi ilkesini yüksekte tutar ve dünya komünist hareketinin yaşadığımız topraklardaki koludur. Kendini resmi tanımlayışın ötesinde ve öncesinde, partiye uzanan yolu döşeyen komünistlerin birliği için mücadele ve birlik devrimi gerçekliğin de uluslararası komünist hareketle ilişkilenişin bilinci özsel bakımdan vardır. Parti, kendini var eden birlik devriminde, uluslararası komünist hareketin son yarım yüzyıllık dönemde yaşayageldiği bölünme ve parçalanma eğilimine karşı, kendi konumundan bir karşı duruşu, bir tersine çevirme girişim ve yönelimini görmektedir. Bu gerçekte, yarım yüzyıllık dönemde komünist hareketi güçsüz düşüren ve gerileten, zaaflı, çürüyen bir yönünden kopuş, yeni dönemin yapılanmasına doğru bir sıçrayış eğilimidir. Fakat kapsam darlığı, içerik sınırlılığını da getirir ki, burada hala geçmişin, eski şekillenişin kendi hükmünü sürdürebildiği geniş bir alanın varlığı gerçeği açığa çıkar.

"MLKP-K, dünya burjuvazisinin karşısına komünist proletaryanın örgütlü gücüyle, Komünist Enternasyonal'le çıkılmasının başta gelen ve ertelenemez bir görev olduğuna inanmaktadır.

Birlik Kongremizin vurguladığı gibi revizyonist kampın çöküşü sürecinde uluslararası burjuvazinin giriştiği çok yönlü ideolojik saldırılar ve Arnavutluk Emek Partisi'nde yaşanan teslimiyet ve ihanet sonrası ideolojik birliği iyice sarsılan dünya komünist hareketinin tek tek parçaları için enternasyonal ilişkiler geliştirmek hayati önem taşıyor. Enternasyonal kurma amacına bağlanmış olarak, bir dönem birbirini tanıma, görüş alışverişinde bulunma ve deneyim aktarma çerçevesinde dahi kalsa somut adımlar atmak, komünist parti ve örgütler için öncelikli görevdir."(36)

Parti güçlü enternasyonalizm özlemiyle kuşanmıştır. Fakat parti, temel bir ihtiyacın aciliyeti ile gerçekleştirecek güçlerin durumu, düzeyi ve ilişkilerinin yetmezliği arasındaki mesafenin büyüklüğünün çelişkisini yaşamaktadır. Hatta bu çelişkiyi sezmiş, az çok bilincine ermiştir. Yeni bir komünist enternasyonal kurma amacına bağlanmamış da olsa, kuruluşun öznesi olacak güçlerin "bir dönem birbirini tanıma, görüş alışverişinde bulunma, deneyim aktarma çerçevesinde", yani en geri düzeyde kalsa da "somut adımlar atmak komünist parti ve örgütler için öncelikli görevdir." Demek ki, "ertelenemez" ilan edileni elde etmek, henüz çok kısa sürede olanaklı görülmemektedir. Aynı mesajda, "tüm marksist-leninist parti ve örgütler", "komünist proletaryanın uluslararası birliğini sağlamak, dünya burjuvazisine karşı mücadelede güçlü bir kürsü yaratmak yolunda somut adımlar atmaya, tartışma ihtiyacı duyulan tüm temel sorunları birlikte ele almaya" çağrılmaktadır. Değişik ülkelerdeki "tüm marksist-leninist parti ve örgütler", kendini böyle tanımlayan parti ve örgütler değildir, burada asıl olan MLKP'nin onları böyle görüp görmediğidir. Fakat bilgiler ve ilişkiler bir netlik ve kesinliğe ulaşmayı sağlamaktan uzaktır. Bu, MLKP'nin çelişkisi olmaktan ziyade uluslararası komünist hareketin mevcut, içinden geçmekte olduğumuz dönemdeki görüngüsüdür. Ne denli bilincine varıldığından ve ne denli böyle bir yönelime girildiğinden ayrı olarak, "tartışma ihtiyacı duyulan tüm temel sorunları birlikte ele alma" yaklaşımı "temel sorunları" tartışmaya açık oluşun ilanıdır. "Uluslararası komünist hareketin" içinden geçmekte olduğu döneme nesnel olarak uygun düşmektedir. Çünkü ‘89/'90 olaylarıyla uluslararası komünist hareketin ve sosyalizm mücadelesinin bir dönemi kesinkes kapanmıştır; komünist hareket tarihi boyunca birçok kez olduğu gibi yeni dönemde yeniden yapılanacaktır. Her çeşit öznel yaklaşımın dışında, marksizm ve sosyalizm iddiasını koruyan bütün parti, örgüt ve çevreler, hatta bireyler yeniden yapılanmanın muhatabı ve özneleridir. Bütün yeniden yapılanışlar kapsamlı değişim ve dönüşümler, içerip aşmalar, sıçramalar ve kopuşlarla gerçekleşebilir. Sürekliliği sağlayan ise kazanımların, ilkelerin ve temel amaçların korunmasıdır.

Güçlü ve coşkulu enternasyonalist özlemlerinin gerisinde kalsa da sahip olduğu proleter enternasyonalist eğilim, partinin kendini var edişinde çok belirgin biçimde açığa çıkmıştır. Bu eğilim, emperyalist dünya burjuvazisine ve onun bütün ülkelerdeki uzanımlarına olduğu kadar, uluslararası sermayenin ülkemizdeki kolu Türk burjuvazisine karşı sürdürülen mücadelede verilidir. Kürt ulusal sorunu, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi ve ulusal devrim karşısındaki duruş, diğer bütün politik akımlar, parti ve örgütler için olduğu kadar, MLKP'nin enternasyonalizminin, en somut, en geçerli denek taşıdır.

Parti, antiemperyalist devrimci ve proleter enternasyonalist uluslararası ilişkiler bakımından çok somut çabalar içinde olmuştur. Değişik ülkelerden parti, örgüt ve çevrelerle ilişkilerin ötesinde, bazı uluslararası platformların özneleri arasında yer almış ya da dışında gelişen bazı platformlara kendi ideolojik ve politik duruşunu koruyarak katılmış; antiemperyalist, antifaşist ve devrimci bazı uluslararası çalışmaların örgütleyicisi olmuştur.

Parti, "uluslararası komünist hareketin yeniden örgütlendirilmesinde, ideolojik netleşmeye hizmet edecek ve dünya komünistleri arasındaki bağları güçlendirecek ve bunu da ortak eylem yoluyla güvenceye alacak platformların oluşturulmasında aktif bir rol oynamaya" yönelmiştir.(37)

Sosyalizmin tasfiye edildiği ya da diğer ülkelerde kendini; komünist, sosyalist, marksist, marksist-leninist ya da troçkist, maoist... vb. sıfatlarla tanımlayan parti ve örgütlerin katıldığı, şüphesiz ki ideolojik bakımdan bulanık ve şekilsiz, Belçika Emek Partisi'nin ev sahipliğini yaptığı Brüksel toplantılarında yer almıştır. İdeolojik şekilsizliği resmeden bu platform, ideolojik örgütsel kriz gerçekliğinin bir aynasıdır. Parti, temel meselelerde birlik ve ayrılık yanlarının açığa çıkartılması, marksizm ile revizyonizmin ayrışması ve ideolojik netleşme için mücadele etmiştir.

"Uluslararası komünist hareketin yeniden yapılandırılmasında, aktif bir rol oynama, daha fazla sorumluluk üstlenme görüş açısı" partinin uluslararası etkinliklerini yönlendirmiştir.(38)

Fakat ‘89/'90'da ortaya çıkan gerçekliğin ışığında marksistlerin, geride kalan döneme ilişkin teorik ve politik çözümleme ve çıkarsamalarını geliştirme gibi bir hazırlıktan yoksun oluşu ve uluslararası komünist hareketin içinden geçmekte olduğu ideolojik ve örgütsel krizin ve yeniden yapılanma döneminin analizine, bu yeniden yapılanmanın çok genel yönelimlerinin ve hiç değilse bazı temel çizgilerinin belirginleştirilmesine dayanmaması, bu mücadelelerde onu etkisiz bırakan zayıf yanı olmuştur. Marksist teoriyi savunmada sarsılmaz kararlı duruşunu parti, marksist teorinin yeni koşullar altında politikleştirilmesi yeteneği ile birleştirmekte zorlanmaktadır. Ki bu, hem bir ölçüde eskinin uzantısı mahiyetindeki tutuculuğun, daha çok da teorik çalışmaya dönemin gerektirdiği özel önemi ve ağırlığı veremeyişin sonucudur.

7 Kasım 1995'te, Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da gerçekleşen yeni enternasyonal kurma girişimi, MLKP'nin içinde yer aldığı bir deneyimdir. Esasen Komünist Enternasyonal'in (YKE) "kuruluşu"nda MLKP'nin yer alışı tamamen olağanüstü koşullarda gerçekleşmiştir. MLKP, Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) ve Almanya Komünist Partisi (KDP) ile kendi uluslararası büro üyelerinin "kuruluşu"nu ilan ettikleri YKE'yi, komünist proletaryanın uluslararası örgütlenmesi yolundaki girişimlerden birisi olarak kabul etmiş, aynı yöndeki çalışmalarla ve özellikle Napoli girişimiyle ilişkilendirilmesini talep etmiştir. BKP ve KDP'nin bu talebi reddetmesi nedeniyle, MLKP bu platformdan çekilmiştir.

Bu deneyimde özsel olan bazı önemli yanlara dikkat çekilmelidir. "YKE", III. Enternasyonal'e katılmanın 21 koşulu ile keza aşılmış dönemlerin ayrışmalarını tanımlayan kavramlarla kendi dayandığı teorik-ideolojik çerçeveyi ve platformunu çizmeye çalışmıştır. Burada uluslararası komünist hareketin yeniden yapılanması daha çok örgütsel bir sorun olarak kavranmakta, teorik-ideolojik düzey, en fazlasından teorik gerçeklerin ve ilkelerin tekrarıyla sınırlı kalmaktadır. İdeolojik bulanıklık koşulları altında ilkeler ve teori gerçeklere inatçı bağlılığın önemi küçümsenemez, fakat ideolojik berraklaşma politik düzlemde gerçekleşebilir. Bütün tarihi boyunca ve tarihinin belirgin çizgilerle ayrılan bütün dönemlerinde Marks'ın ismiyle anılan bilimsel sosyalizme, devrimci teoriye yaşamsal bir önem kazandıran onun politikleşme düzeyi, yani enternasyonal proleter sınıf mücadelesinin değişen tarihsel ve siyasal koşullar, altında programatik, stratejik, taktik ve örgüt sorunlarını yanıtlama yeteneği olmuştur. Politikleşemeyen marksizm, marksizm olmaktan çıkar, ölü dogmalar, kitabi formüller yığınına dönüşür.

Napoli girişimi ve bu platforma dayanan Uluslararası Mücadelede/Marksist-Leninist adlı yayın organı, partinin yer aldığı ve önem biçtiği bir çalışmadır. O dönem bu çalışmanın komünistler ve devrimciler için anlamlı hale getirilememesi partinin duruşunun taşıdığı paradoksu yansıtır. Keza partinin enternasyonal etkinliklerinin önemli bir unsuru olarak yayımladığı uluslararası bültenin kadrolara sunulamayışındaki durum da bir zaafa işaret etmektedir.

İlki Türkiye'de, ikincisi Kolombiya'da, üçüncüsü Filipinler'de ve dördüncüsü Almanya'da toplanan Uluslararası Kayıplar Kurultayı örgütlenmesi MLKP'nin enternasyonal devrimci çalışmaları içinde anlamlı bir yere sahiptir. Emperyalist burjuvazinin tek merkezden yönettiği şüphe götürmez kaybetme politikasının karşısına, devrimci-ilerici güçler, uluslararası düzeyde güçlerini, deneyim ve çabalarını birleştirerek çıkmakta, bütün ülkelerin ezilen ve sömürülenlerine teşhir etmekte, bir set oluşturmaya çalışmaktadırlar. Gelenekselleşen Uluslararası Kayıplar Kurultayı aynı zamanda, değişik ülkelerin komünist, devrimci ve ilerici kuvvetleri arasında bağlantı ve ilişkilerin doğmasına, bilgi ve deneyim ortaklaştırılmasına, dayanışmanın gelişmesine de katkıda bulunmaktadır.

MLKP'nin gençlik örgütü KGÖ'nün çağrısıyla, 27 Temmuz- 3 Ağustos 1997 tarihinde gerçekleştirilen Uluslararası Antiemperyalist Antifaşist Gençlik Kampı'na 11 ülkeden gençlik örgütü temsilcileri katılmıştır. Antiemperyalist ve antifaşist dayanışmanın uluslararası düzeyde geliştirilmesi, kuşkusuz değişik cephelerden -sendikalar, gençlik, kadın vb. gibi- bir dizi çabayı gerektirecektir. Uluslararası Antiemperyalist Antifaşist Gençlik Kampı'nı örgütleme pratiğiyle de MLKP, enternasyonalist eğilimini ve uluslararası dayanışmaya biçtiği değeri göstermiştir.

 

Polis Terörü Altında

Sermayenin ve burjuva devletin, komünist, devrimci ve muhalif güçlerle mücadelede uzmanlaştırdığı sınıf mücadelesi aygıtı olarak siyasi polis, daha MLKP'nin kuruluşundan önce birlik mücadelesi ve çalışmalarına özel bir ilgi göstermiştir. Komünist, devrimci ve yurtsever devrimci güçlerin eylem birliği ve cepheleşme çalışmalarına karşı da siyasi polisin aynı refleksi görülebilir. Kuruluşundan itibaren siyasi polis, MLKP faaliyetlerini dikkatle izler. İlk örgütlenme çalışmalarında İstanbul, İzmir parti örgütleri önde gelmek üzere belli başlı bütün alanlarda durum böyledir.

MLKP'nin ateş altında kuruluşu, gelişmesi ve varlığını sürdürmesi gerçeğinin önde gelen boyutu, siyasi polisin saldırılarının sürekli hedefi olmasıdır. Bu durum, MLKP'nin kentlerde devrimci hareket içinde örgütlülüğü ile tuttuğu özel yerle, siyasi eylem ve etkinlikleriyle, gelişen ve gelecek vaat eden bir güç olmasıyla bağlıdır. Hiç kuşkusuz, bütün devrimci ve yurtsever devrimci yapılar siyasi polisin hedefidir. MİT ve polis istihbaratı dahil, siyasi polisin, her biri için ayrı ayrı somut değerlendirmeler yaptığından kuşku duyulamaz.

Faşist rejim altında yasadışı temelde örgütlenen ve bu temel üzerinde açık ve gizli; yasal, yarıyasal ve yasadışı çalışmayı birleştirme taktiğini izleyen MLKP, siyasi polise karşı mücadeleyi, bütün alanlarda çalışmalarının süreğen konularından birisi olarak kavramış ve uygulamıştır. Onlarca saldırıda ağır kayıplar vermesine karşın iskeletinin/ana gövdesinin sürekliliğini korumayı, inatla yaralarını sarmayı, tekrar ve tekrar örgütlenmeyi başarmıştır. Ancak yine de ‘95-'97 döneminde verdiği kayıplar oldukça önemlidir, çalışmalarını ve partinin gelişimini derinden etkilemiştir. Yüzlerce, hatta binlerce MLKP kadro ve taraftarı, polis saldırılarına, işkence, gözaltı ve tutuklamalara maruz kalmış, yüzlerce komünist zindanlardan geçmiştir.

MLKP, siyasi polise karşı mücadeleyi politik bir sorun olarak kavrayarak, devrimci ve komünist hareketin süregelen tarzını bu yönüyle de aşmıştır. Bunun özü, siyasi polisin saldırılarının politik mücadelenin özel bir alanı ve anı olarak kavranması ve politik olarak yanıtlanmasıdır. Polis saldırılarını güvenlik tedbirleriyle en az zaiyatla atlatmayı kapsayan pasif savunma tarzından farklıdır. Her saldırıyı uygun kurum ve kuvvetlerin politik seferberliği ile karşılayarak siyasi polisi sınırlandıran, hareket alanını daraltan bir baskı yaratma, yasadışı, keyfi uygulamalarının ve işkenceci halk düşmanı karakterinin deşifrasyonunu kapsar. Amaç aynı zamanda ideolojikmoral bir çarpışmadır da. Fakat diğer yandan yine de siyasi polise karşı mücadelede, özellikle gizli çalışma, gizli örgüt tekniklerinde varlığını sürdüren ilkellik asla üzeri örtülmemesi gereken temel bir gerçektir. Ve hiç kuşkusuz siyasi polisin en iyi yardımcısıdır, ilkellik.

Fakat en az bunlar kadar önemli bir yön de polis takibat ve saldırıları altında komünist çalışmanın sürdürülmesi anlayış ve yeteneğinin geliştirilerek komünist çalışmanın sürekliliğinin sağlanması yönelimidir.

Çalışma tarzındaki ilkellik sorunu tecrit halde de düşünülemez. Bu esas itibarıyla politik önderlik ve mücadele tarzıyla bağıntısı içinde çözülebilir. Parti önderleştiği ölçüde ilkelliği aşabilir. ‘96 güzüne değin, kendini var ediş tarzında yansıyan, önemli ölçüde kendi güçleri ile faşist rejimle mücadele eden bir güç görünümü sunan; aşırıya kaçan coşkulu ataklığı, siyasi polisin saldırılarının amacına ulaşmasını kolaylaştıran politik bir faktör olarak kaydedilmelidir.

 

Zindanlarda Parti Tarzı

Partinin 9 yıllık tarihinde zindanlar önemli bir yer tutar. Birlik devrimi sokakta güçlü bir iradeye dönüştükçe, sömürgeci faşist devletin, partiye dönük gözaltı ve tutuklama saldırıları da katlanarak tırmandı. Binlerce parti militan ve sempatizanı işkencelerden geçirildi, yüzlercesi tutuklandı ve uzun süre tutuklu kaldı ya da onlarca yıllık hapis cezasına mahkum edildi. Partili tutsak yoğunluğu özellikle Birlik Devrimi'nden sonraki üç yıl dikkat çekici boyutlara ulaştı. Partinin burun buruna geldiği örgütsel yenilgi tehdidinin temel bir göstergesidir.

Parti zindanları kelimenin gerçek anlamıyla bir okul olarak kullanmayı başarır. Parti yayınları, marksist-leninist klasikler ve başkaca devrimci yayınlar üzerinden parti militanları sistemli bir eğitime tabi tutulur. Bu hem bireysel okuma ve eğitimin; hem de kolektif eğitimin disiplinli tarzda örgütlenmesini kapsar.

Fakat eğitimin üretimle birleştirilme çabası, eğitimin üretimle, okulun sokakla anlam bulacağı görüş açısı zindan pratiğinde ete kemiğe büründüğü içindir ki, özel olarak vurgulanmalıdır. Zindanlardan parti basınının desteklenmesi, parti sorunlarına yüksek ve güçlü ilgi, bunların gereği olarak birçok konuda kolektif düşünce oluşturma ve partiye iletme, partinin sokağa müdahale biçimleri hakkında öneriler sunma, planlar oluşturma ve partinin istekleri doğrultusunda görevler üstlenme, bütünüyle kendini dışardaki parti çalışmasının ihtiyaçlarına göre konumlandırma zindanlardaki parti gerçeğinin altı çizilmesi gereken yanlarını oluşturur.

Parti, zindanlarda yarattığı güçlü örgütlülük, gelişkin komünist yaşam ve yüksek manevi düzeyi ile de öncellerini aşar. Zindanların tek merkezden yönetilmesi, az çok partilinin bulunduğu her zindanda kolektif örgütlülüğün sağlanması, merkezi karar ve yönergelere uymada yakalanan yüksek disiplin düzeyi, zindana düşen her yoldaşın eğitimden geçirilmesi, kolektif yaşamın parçası haline getirilmesi, zindanlarda gerekli parti araçlarının sağlanması ve korunması yakalanan örgütlülük düzeyinin kimi göstergeleridir. Dayanışma, paylaşım, yoldaşlık ilişkilerinde yaratılan atmosferde de partinin ulaştığı seviye yalnızca parti militanları arasında değil diğer devrimci gruplarla parti arasındaki ilişkide de dikkat çekicidir. Parti içinde yaratılan komünist manevi düzey, gelişkin yoldaşlık ilişkileri nedeniyledir ki, polis sorgusunda olumsuz tutum almış, zindana yenik olarak gelmiş birçok komünist ayağa kaldırılmış ve parti militanları olarak yeniden inşa edilmiştir. Parti, devrimci yoldaşlık ilişkileri yaratma, devrimci gruplar arasındaki bürokratik tarzı yıkma, devrimci dostluk ve samimiyete dayalı ilişkiler geliştirme ve siper yoldaşlığını, bu ilişkinin odağına oturtmak için çabalamış ve bunu başarmıştır.

Ölüm orucu direniş siperleri partinin zindanlardaki duruşunu göstermesi bakımından temel bir göstergedir. Söz konusu edilen yıllar boyunca parti, zindanlardaki bütün direniş siperlerinde yerini alır. Barikat, işgal, rehin alma vb. birçok eylemin aktif katılmcısı, yöneticisi ve örgütleyicisidir. Parti, Ankara Ulucanlar Direnişi'nde Abuzer Çat'ı şehit verir. Diğer direnişler bir yana Burdur ve 19 Aralık direnişlerinde birçok partili yaralanır, sakat kalanlar olur. Gözaltında işkence ve tecavüz, zindanlara yönelik saldırı ve katliamların demokratik kamuoyunun gündemine taşınmasında ve bu konulara ilişkin mücadelenin omuzlanmasında da partinin zindan bölüğünün önemli rolü olur.

Neredeyse bulunduğu bütün zindanlardaki özgürlük eylemi girişimleriyle de parti yeni bir süreç yaşamaktadır. Parti öncesi dönemde de bu tip girişimler elbette vardır. Ama deyim uygunsa parti döneminde bu bir "çizgi" haline gelmiştir. Başarılı iki özgürlük eylemi dışında açığa çıkmış ve çıkmamış çok sayıda özgürlük eylemi örgütlenmiştir. Zindanlardaki partililer için özgürlük eylemi çalışmaları, günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir. Özgürlük eylemlerinin çoğu başarıya ulaşamasa da diğer konularda olduğu gibi bu alanda da zihniyet devrimi kendini göstermiştir

Parti ile partinin zindan bölüğü arasındaki ilişkilerin örgütlenmesinde olması gereken düzeye ulaşılamamış, dahası, yıllar içinde geriye düşülmüştür. Parti, zindan örgütüyle ilişkileniş bakımından belirgin biçimde zayıf kalmıştır. İyi niyetli bütün çabalar, bu konudaki irade kaybını gidermeye yetmemiştir. Zindanlardaki partililerle örgütsel ilişkilenişteki zayıflığın bir sonucu olarak tutsak aileleri örgütlenmesinde de geç kalınmıştır.

Aydınlık Eylemlerine Müdahale

 

Susurluk'u meşhur eden kazada, iyiden iyiye sahibinin kontrolünden çıkan çete gerçeği, bütün çıplaklığı ve çirkinliğiyle bir foseptik çukuru gibi patlar. Susurluk (3 Kasım 1996) adı yakın dönemin simgesel bir miladı olur. Çetelerin bir ucu jandarmaya, bir ucu emniyete, diğer ucu meclis ve hükümete, bir diğer ucu ise devletin yeraltı kadrolarına uzanır. Kontra çeteleri bilinmeyen bir şey değildir tabii. Ama artık mızrak çuvala sığmaz. Onun da ötesinde canavar sahibinin kontrolünden çıkmıştır. Savaş rantından aldığı paya, biriktirdiği güce ve belli politik ittifak ilişkilerine dayanarak politik iktidardan pay ister. Yeni olan, Genelkurmay'ın kontrollü ve sınırlı biçimde olayın üzerine gitmesidir. Medyaya sızdırılan belgelerle çeteler gerçeği ön plana çıkartılırken, devlet ve özellikle ordu aklanmaya çalışılır. Çetelerin hükümet adresi ön plana çıkartılarak RP-DYP Hükümeti esas hedef haline getirilmek istenir. Çeteci faaliyetleri, yalnızca çetelerin kontrolden çıkması nedeniyle değil; aynı zamanda bizzat devleti ve devlet kavramını zaafa uğratmakta olduğu için de, devlet için taşınamayacak büyük bir yük düzeyine gelmişti. Daha sonraki gelişmeler, belirleyici yönetici çevrelerin devleti yasallık çizgisine çekme yönünde ilkesel bir tutum aldıklarını açığa çıkarır. Susurluk ve çeteler sorunu böylece 28 Şubat sürecinin bir halkasıdır.

Susurluk'un ardından holding medyasının "temiz toplum" ajitasyonunu yükselttiği koşullarda TÜSİAD, "demokrasi perspektifleri raporu"nu yayınlayarak, egemen işbirlikçi tekelci burjuvazinin programatik taleplerini ilan ederek "krize" müdahalede bir adım öne çıkar. "Yeni dünya düzeni"nden olduğu kadar, söz konusu gelişmelerden de güç alan sol liberal çevrelerin ve bir kısım ikinci cumhuriyetçilerin oluşturduğu "Helsinki Yurttaşlar Girişimi", "Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık" hareketini örgütler. Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da siyasal tarihin ilk kez tanık olduğu bir kitle hareketi biçimi ortaya çıkar. Her akşam saat 21'de bir dakika ışıklar yakılıp söndürülecektir. Ne devleti, ne sermayeyi ve ne de düzeni rahatsız eden bu eylem tarzı orta sınıf için biçilmiş kaftandır. Ne üretim, ne ticaret, ne de trafik aksayacaktı. Kitlelerin ne örgütlülüğü, ne bağımsız eylem yeteneği, ne de inisiyatifi gelişecekti. Sömüren de sömürülen de, cellat da kurban da ışıkları yakıp söndürecekti. Orta oyuncusu Sabancı şaklabanı da ışıkları söndürüyor; tekelci medya, subay lojmanlarının ışıkları yakıp söndürerek eyleme katıldığını sevinç çığlıklarıyla propaganda ediyordu. Sol liberallerin örgütlediği ve medya aracılığı ile ipleri sermaye oligarşisinin elindeki bu hareket de esasen 28 Şubat sürecinin halkalarından birisidir. RP-DYP Hükümeti esas hedef haline getiriliyor, kitle hareketi burjuvazinin iç mücadelesi için maniple ediliyordu.

Tamamen devrimci ve komünist hareketin dışında örgütlenen ve başlayan "Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık" hareketi, yeni bir durumdur. Yarattığı fırsat ve taşıdığı olanaklar kadar, siyasal bağımsızlığı tehdit eden büyük risklerle de yüklüdür. Kitlelerin devrimci önderliğini üstlenme iddiasındaki bütün güçler bakımından test edici bir karaktere sahiptir. Devrimci parti ve örgütlerin kitlelerle ilişkilenme yöneliminde bir katalizör işlevi yerine getirir.

Radikal temelde gelişen antifaşist kitle hareketinin ulaştığı dorukta, ‘96 1 Mayısı'nda "kırılıp geri çekilmesi", genel olarak kitle hareketinin kırıldığı, bir haraketsizlik, durgunluk dönemine girildiği anlamına gelmez. Antifaşist kitle hareketi, Susurluk kazası sonrası gelişen çetelere karşı mücadele ve "Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık" hareketinde görüldüğü gibi varlığını korur. Kırılma hareketin niteliğine ilişkindir. Hareket, "barışçıl" ve "ılımlı" daha geri bir düzeyden sürer. Sosyal kompozisyonu değişime uğrar. Genel olarak kitle hareketinin kırılmasının söz konusu olmadığı, emekçi memurların Aralık ‘96'da süren mücadelelerinden de bellidir.

"Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık" hareketi karşısında, devrimci parti ve örgütlerin yedeklenme korkusuyla tereddütte kalmaları için yeterli nedenler vardır. Ancak sorun bunun ötesindedir. Devrimciliği, eylem biçimi ve tarzına indirgeyerek iyice daraltan zihniyet, hareketin barışçı ve uzlaşmacı tarzı nedeniyle daha baştan küçümsenmesini ve hafife alınmasını koşullar. Örgütleyen çevreler ve hegemonyayı elinde tutan egemen burjuvazi, işçi sınıfını ve emekçileri bir çeşit sınıf işbirliğine davet edip, yedeğine takmak ister. Üstelik hareket toplumun bütün katları arasında, burjuva medyanın manipülasyonu ve ajitasyon bombardımanı nedeniyle de etki ve sempati yaratır.

Ya, risklerden korkularak, hareket küçümsenerek, dışarıdan seyredilecek ve eleştirilecek;

Ya, sürüklenilecek ve harekete yedeklenilecek;

Ya da çok eşitsiz koşullar altında çizgi bağımsızlığı korunarak harekete katılıp, burjuvazi ile hegemonya mücadelesi yürütülecektir. İlk iki durum, devrimci hareketin geleneksel kendine dönük, devrimci kendiliğindencilikle malül politika tarzına denk düşer. Aynı politika tarzının ters yönde iki görünümüdür. Fakat özü itibariyle her ikisi de politikasızlığı ve iddia zaafiyetini yansıtır.

İlk anda hareketi küçümseyen, tereddütle yaklaşan eğilimler parti saflarında da belirir. Fakat parti, bağımsız politik duruşunun rotasını koruyarak, duraksamadan harekete katılır, burjuvazi ve burjuvaziye yedeklenen oportünist reformizmin sınıf işbirlikçiliği ile mücadeleye tutuşur. Faşist diktatörlük ve onun yönetici tepesi MGK'yı hedefin tam ortasına yerleştirir. Faşist rejimi hedef alan talepler formüle eder. Programatik yaklaşımı, propaganda ve ajitasyonunun devrimci içeriği kadar, hareket tarzının sınıfsal duruşu nedeniyle de partinin hareket planı kesin çizgilerle farklı ve ayrıştırıcıdır.

"Devrimciler, komünistler, ilericiler ve demokratlar bu eylemi sahiplenirken, onu dönüştürme hattında yürümelidirler. Her kesim kendi alanında, karanlıklara karşı sokaklarda eylem ve etkinlikler örgütleyerek" hareketi ileri çekebilir. "İşçiler karanlığa karşı üretimde şalterleri indirerek, semt emekçileri varoş sokaklarını meşaleleriyle zapt ederek, eylemi ileri çekebilirler." Parti, semtler ön planda gelmek üzere, güçlerini en geniş kitleler arasında propaganda, ajitasyon ve örgütlenmeye, kitle hareketinin devrimci önderliğini üstlenme ve inşa çalışmasına seferber etmeye çalışır. ‘96 yılı içinde verdiği ağır ve önemli kayıplara karşın partinin müdahalesi hareket içinde kendini gösterir.

Hedef ve talepler bellidir. Fakat devrimci önderliğin başarısı için hareketin yönü de açık olmalıdır. Partinin devrimci müdahale planını, hareketin antifaşist genel grev genel direniş yönünde geliştirmesi hedef ve yönelimi şekillendirir.

Devrimci önderliğin hareketin içinden yürürken inşası, harekete devrimci müdahalenin, burjuvaziyle girilen hegemonya mücadelesinin en kritik sorunudur. Oportünist reformizm, burjuvazi ile girilen hegemonya mücadelesinde asıl tehlike ve baş hedeftir. Çünkü yığınlar, ancak oportünist reformizm etkisizleştirilerek bağımsızlaştırılabilir, devrimci inisiyatifi, devrimci örgütlenme ve eylem yürütme yeteneği geliştirilebilir. Ancak, diğer yandan burjuvaziyle kapsamlı bir hegemonya mücadelesine girme ve büyük yığınları kazanma görüş açısı ve iddiasından yoksun, kendine yönelik politika tarzının yarattığı hareketi zamansız biçimde radikalize etme yönelimi, ya da devrimci antifaşist güçleri bölerek, devrimci önderliği sabote etme, yığınlardan koparma tehlikesi de küçümsenemez. Parti, "sorumsuz devrimciliğin" yarattığı tehlikelere karşı siyasal duyarlılığını korur, devrimcileri ve yığınları uyarır.

Devrimci önderlik sorununun bir hamlede ve kolayca çözülemeyeceği açıktır. Yoğun ve sistematik, her alandaki çok somut örgütlenme çalışmasıyla, bizzat hareket içindeki en etkin güçlerin istem ve iradeleri birleştirilmelidir. Parti her alanda "halk platformları", "antifaşist platformlar", "inisiyatifler" oluşturulması, hareket içindeki en etkin güçlerin bu platformlarda birleştirilerek, o alanda hareketin devrimci önderliğini üstlenmesi için çalışır. Devrimci parti ve örgütlerin kendilerine dönük politik tarzının yansıması olan grupsal araçlar, yalnızca hareketin devrimci önderliğini üstlenmede yetersiz, dar ve başarısız değildir, dahası, ısrar edildiği ve harekete dayatıldığı ölçüde, bölücü, bozguncu ve dağıtıcıdır da. Parti devrimci güçleri uyarır, "siper yoldaşlığı ruhu" ve görüş açısını koruyarak ideolojik mücadele yürütür. "Birleşik devrimci önderliğin" inşası için mücadeleyi inatçı tarzda sürdürmesine karşın, kimi devrimci güçlerin ilgisiz, politika dışı, kimi güçlerin ben merkezci dayatmacı duruşlarının bozgunculuğu tamamen etkisizleştirilemez.

Hareket üzerinde etkili liberal çevreler, 28 Şubat'ın öngününde eylemleri durdurmak için harekete geçerler. Çünkü partinin ve devrimci güçlerin eylemleri sokaklara taşıma, sokakları özgürleştirme çabaları giderek daha fazla etkili olmaktadır. Parti, geliştirdiği çizgiye denk düşen tavrı duraksamadan takınır. "İşçiler, emekçiler, gençler, partiniz MLKP sizleri karanlığı daha güçlü yırtmak için, sokaklara daha güçlü çıkmaya, çeteleşmiş faşist devletten daha güçlü hesap sormaya çağırır. Tepenizdeki it dalaşına alet olmayın. ‘Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık' eylemini devam ettirelim. Eylemleri sona erdirme çaba ve girişimlerini reddedelim."(39) Parti kuvvetlerini, Aydınlık eylemlerine özellikle İstanbul merkezli olmak üzere ve özellikle varoşlarda seferber eder. Eylem inisiyatifi büyür, hareket içinde politik etkisi artar, safları genişler.

 

28 Şubat Süreci

28 Şubat 1997, her ay yapılan mutat Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarından birisinin tarihidir. Cumhuriyet tarihi bakımından özgün bir dönemin "28 Şubat süreci" olarak tarif edilmesi genel kabul görse de bu dönemin 28 Şubat MGK toplantısıyla başladığı sanılmamalıdır. 28 Şubat, sürecin ve gelişmelerin ulaştığı bir aşama, belirginleştiği ve kesinlik kazandığı bir momenttir.

Sermaye oligarşisi ve Genelkurmayın, Çiller-Erbakan Hükümeti'ni fiili durum yaratarak, ordunun yönetime el koyma tehdit ve şantajıyla devirmesinde somutlaşan 28 Şubat müdahalesi ve bağlı politikalar, devleti yeniden yapılandırma kapsamındaki stratejik bir hamleydi.

Daha önce kamuoyuna genellikle yansıtılmayan Milli Askeri Strateji Konsepti (MASK) ve Milli Siyaset Belgesi (MSB) çerçevesinde ‘90'lı yıllarda şekillenen uluslararası koşullar altında işbirlikçi Türk kapitalizminin egemen çevrelerinin yeni stratejik yönelimleriyle uyumlu bir program, generaller tarafından MGK'ya sunulur, dayatılır. Yalnızca burjuvazinin programı, burjuva siyasetin merkezi ve genel çerçevesi çizilmiş değildir. Genelkurmay, aynı zamanda özgün çizgiler taşıyan uygulama tarzını, araç ve yöntemlerini de belirlemiştir. 28 Şubat'ı izleyen birkaç yıllık dönemde, bu program ve uygulama tarzı geliştirilen yönelimlerle pratikleştirilerek netlik ve kesinlik kazanır.

Politik İslam'ı geriletme, bölme, siyasi, mali ve ekonomik olarak güçsüzleştirme; Kürt ulusal devrimini yenilgiye uğratma, devrimci hareketi ezme, karşıdevrimin iç savaş örgütlerini çizmeden çıkmış olanlarından arındırarak yasal hale getirme ve karşıdevrimin iç çatışmalarını bastırma, 28 Şubat sürecinin temel öncelikleri olmuştur.

Yeni uluslararası koşullar altında devletin temel yönelimleri, böylelikle "merkez" tarif edilmiş, burjuva politikanın genel çerçevesi olduğu gibi, kabul edilebilir her çeşit muhalefetin sınırları da genel hatlarıyla belirlenmiştir.

Balkanlar, Ortadoğu, Hazar Havzası ve (Orta Asya dahil) Kafkaslar'da, ABD çıkarları ve politikalarıyla buluşan ve stratejik bir önem ve anlam atfedilen, ABD ve İsrail ile geliştirilen ittifak, güncel ve taktiksel ilişkileri aşan bir yönelimi ifade eder. Diğer yandan Avrupa Birliği ve Avrupalı emperyalist devletler ile ilişkilerinde yaşadığı sorunlara ve gelgitlere karşın, AB içinde yer almak kesinleşmiş temel bir tercihtir. Kapitalist emperyalist dünyanın belli başlı güçlerine rağmen değil, belirli ilişkiler sistematiği içerisinde Türk burjuvazisi uluslararası politikanın daha etkin bir unsuru olmaya yönelmiştir. Zaten Türk kapitalizmi artık, iç pazara kapalı kalarak gelişimini sürdüremeyecek denli büyümüştür. Kaldı ki uluslararası sermayenin ve dünya kapitalizminin yeniden yapılanması eğiliminin gerekleri de "dışa", dünya piyasalarına açılmayı, yönelmeyi dayatmaktadır. Özelleştirme, uluslararası tahkim, taşeronlaştırma, esnek üretim sosyal güvenlik sisteminin ve sosyal devletin tasfiyesi vb. söz konusu programın bazı çizgileridir. Uluslararası sermaye ve kapitalist dünya sistemi ile ilişkilerini yeniden yapılandıran işbirlikçi tekelci burjuvazi, egemenlik aygıtı devletin uluslararası ittifaklar yönelimini de aynı noktadan bakarak düzenlemek durumundadır.

İşbirlikçi oligarşi ve devletin yönetici çevreleri, modern revizyonizmin çöküşü ve SSCB'nin dağıtılıp tasfiye edilmesinden sonra, yeniden şekillenen uluslararası ilişkiler ve kapitalist dünya sisteminin yeni koşulları altında NATO'nun yeni duruma uyarlanması yönelimi içinde beliren eğilimlerle gelişkin sınıfsal sezgileriyle buluşmuştur. Generaller tarafından ilan edilen egemen sınıfın siyasi programı ve uluslararası ilişkilerde izleyeceği strateji, ABD'nin dünya egemenliği stratejisinde, uluslararası bir polis ya da jandarmalık rolü biçilen NATO'nun yeni "tehdit ve düşman" tanımlamalarından esinlenmiştir. On yıllar boyunca devlet tarafından beslenip semirtilen politik İslam'a ve onun etrafında birikmiş toplumsal gericiliğe bir bakıma yolun sonuna gelindiğinin hatırlatılması ve irticaya karşı mücadele ilanı, yalnızca burjuvazinin iç iktidar mücadelesinin, sermayenin değişik bölükleri arasındaki çıkar çatışmasının bir sonucu değildir. Aynı zamanda NATO'nun yönelimleriyle bağlıdır. Bir bakıma ve bir ölçüde, MHP'de somutlaşan yasadışı ve illegal çeteci faaliyetlerle iç içe geçmiş ırkçı Türk milliyetçiliğinin tehlike sıralamasına alınması da öncelikle NATO'nun yönelimleriyle ilişkilidir. Zamana yayılmış ve olabildiğince yumuşak, devleti ve özellikle TSK'yı yıpratmayacak tarzda geliştirilen devlet çetelerinin tasfiyesi de aynı eğilimin bir başka boyutudur.

Genelkurmay, 28 Şubat'tan sonra işbirlikçi tekelci burjuvazi ve TÜSİAD ile ittifakı hızla kurmuş, sivil bürokrasi ve burjuva aydın tabakayı, ilan edilen strateji ve programa kazanmaya yönelmiş ve sonuç almıştır. İnşa edilen temel ittifaklar zemininde ve ilan edilen program ve strateji çerçevesinde burjuva politika sınıfının belli kesimleri yedeklenerek veya ittifaka dahil edilerek, siyasal iktidarın portresi şekillendirilmiştir.

"İrtica" ve "şeriat" tehlikesine karşı mücadelenin ilanıyla, olabildiğince palazlandırılarak, özellikle 12 Eylül faşist askeri darbesini izleyen dönemde devletin resmi ideolojisi düzeyine yükseltilen "Türk-İslam sentezi", burjuva devlet gemisinin bayrak direğinden denize atılmıştır. Genelkurmay'ın ateşlediği ve tırmandırdığı "laik-şeriatçı" kutuplaşması yalnızca generallerin politik İslam'a karşı yürüttüğü iktidar mücadelesine kitle desteği sağlamak bakımından değil, aynı zamanda devletin dayanağı kitle temelinin tarifi yönüyle de stratejik öneme sahiptir. Bu bakımdan temel eğitimin 8 yıla çıkartılması ve imam hatip liselerinin orta kısmının tasfiyesi, yalnızca burjuvazinin ihtiyaç duyduğu işgücünün vasıflarını değil, devletin istediği yurttaş tipini de yansıtır. Fakat bütün bunlar nedeniyle politik İslam'ın, işbirlikçi burjuvazinin program ve stratejisinin tamamen dışında kaldığı ya da tasfiyesinin hedeflendiği sanılmamalıdır. Kısmen tasfiyeyi hedeflese de esas olarak politik gücünün geriletilmesi, daha da önemlisi kendini yeni duruma uyarlaması, dönüştürmesi istenmektedir. Nitekim politik İslam, çok sancılı biçimde kendini dönüştürme ve yeni duruma uyarlama yönelimine girmiş, parçalanarak bu yolda ilerlemesi derinleştirilmiştir.

Sermaye oligarşisi ve ordunun 28 Şubat'ı ile politik İslamcılar arasındaki bu mücadelenin gerçek nedeni, birincisi; egemen burjuvazinin yönetememe krizi koşullarında politik İslam'ın, içten fethetme ve parlamenter yoldan devletin yönetici gücü olma hayaline kapılması, iktidarı talep etmesi ve bu yöndeki kimi biçimsel denemeleri, ikincisi; politik İslamcı hareketin ardındaki ekonomik ve mali çevrelerin son yirmi yılda kendileri için elverişli koşullar altında TÜSİAD ve OYAK'ı ciddi biçimde rahatsız edecek boyutlarda güç kazanması, önemli özelleştirme ihalelerinde kendini hissettirecek düzeyde bir kuvvet biriktirmesiydi.

Genelkurmay'ın "28 Şubat"la simgeleşen müdahalesinin tarzı, hem programın bazı temel tercihleriyle hem de "soğuk savaş" sonrası oluşan uluslararası koşullarla bağlıdır. Fakat 12 Eylül Anayasası'nın 28 Şubat tarzı müdahaleye cevaz vermesi de oldukça önemlidir. 27 Mayıs ile 12 Mart ve onu tamamlayan 12 Eylül askeri darbelerinin programlarının farklılığı bir yana, 28 Şubat'ta Genelkurmay, söz konusu ikibuçuk darbeden faklı tarzda bir müdahale geliştirmiştir. Müdahale, anayasal bir kılıfta tezgahlanmıştır. Generaller, tek ve kesin bir darbe ile iktidarı tekellerine alarak, askeri bir diktatörlük kurmamışlar, 12 Eylül'ün inşa ettiği yarı askeri diktatörlüğü, bir askeri vesayet rejimine dönüştürmüşlerdir. 27 Mayıs (kısmen 12 Mart) ve 12 Eylül darbeleri gibi, 28 Şubat müdahalesi de burjuvazinin egemenlik biçimini yeniden düzenlemeyi amaçlamaktadır. 28 Şubat toplantısında (MASK ve MSB ile birlikte ele alındığında) hegemonya krizi dahil devlet ve yönetememe krizine burjuvazinin çözüm programı generaller tarafından ilan edilmiş ve diktatörlüğün yönetici tepesi MGK'nın kararı haline getirilerek, devlet politikası düzeyinde resmiyet ve yasallık kazandırılmıştır. Burjuva devletin mevcut egemenlik biçimini oluşturan anayasa ve kurumlar, iç hukuk yerli yerinde durduğuna göre, generaller programın gerçekleşmesi yönündeki çalışmaları bu çerçevede sürdüreceklerdir, sürdürmektedirler. Burjuva politika esnafını ilan edilen ve MGK kararlarıyla resmileştirilen programın çizgisine sokmak, uygulayıcısı haline getirmek vb. bu yolda tepeden (MGK'dan) baskı, tehdit, kuvvet gösterisi vb. ile yetinmeyip işbirlikçi tekelci burjuvazi, sivil bürokrasi ve aydınlarla kurulan ittifaka dayanarak baskı yapmak, kitleleri maniple edip harekete geçirmek müdahalenin bazı özgün çizgileridir.

Özellikle 28 Şubat'tan RP-DYP hükümetinin tasfiyesine kadar ordu, ilan edilmiş politik program ve stratejiyle, uygulama araç ve yöntemleriyle, yürüttüğü propaganda ajitasyon ve örgütlenme çalışmalarıyla burjuvazinin partiler üstü partisi gibi, açık politik faaliyet içinde olmuştur.

Parti, öncesi ve sonrasıyla Birlik Kongresi'nin analizlerine dayanarak, 28 Şubat sürecini doğru çözümlemiş, dönemin özgün bir karakteristiği olan sınıf çelişkilerini örten, işçi sınıfı ve emekçileri, kent yoksullarını, gençliği "laik-şeriatçı" kutuplaşmasıyla dikey biçimde bölerek, yedeklemeye çalışan politikaları deşifre edip boşa çıkartmak, sınıf çıkarları temelinde devrimci, antifaşist, yurtsever toplumsal ve siyasal güçleri faşist diktatörlükle hesaplaşma ve sosyalizme açılan politik özgürlük mücadelesi çizgisinde cepheleştirmek rotasında yürümüştür. Generaller ya da politik İslam ile ittifak arayışına giren sınıf işbirlikçi eğilimlerle ideolojik savaşım, parti çizgisinin bir boyutu ve tamamlayıcı temel bir bileşenidir. Generallerin, DİSK'i, KESK'i, Türk-İş'i, hatta RP çizgisinin kontrolündeki Hak-İş'i, meslek birliklerini, aynı zamanda küçük burjuvazinin ve burjuvazinin kitlesel örgütlenmelerini programlarına kazanmak için yoğun ideolojik, politik çaba ve manipülasyonlara girmesiyle, işçi sınıfı ve emekçi memur kitle örgütlerini kim kazanacak sorunu yeni bir biçim almıştır. Generallerin, işçi sınıfı ve emekçi memurları, onların kitle örgütleri sendikaları, kendi program ve stratejilerine kazanma çizgisi izlemeleri, önümüzdeki süreçlerde de karşılaşılacak, yeni sorunlar ve görevleri gündeme getiren döneme özgün bir durumdur.

 

Birleşik Devrim İçin

Parti kurulduğunda Kürt ulusal sorunu ve ulusal kurtuluşçu devrim, siyasal çelişki ve çatışmaların merkezini işgal ediyordu. Bu, sorunun büyüklüğü kadar ve esas olarak, çözümünün ulusal boyunduruğa, sömürgeciliğe başkaldıran Kürt halkının devrimci eyleminin gündemine girmiş olmasının da sonucuydu. Hareket, Türk burjuva cumhuriyetini ve onun üniter devlet yapısının üzerinde yükseldiği "tek dil", "tek millet", "tek vatan" vb. ilkesel temelini sorguluyor ve parçalıyordu. Kürdistan'ın ve Kürt ulusunun parçalanmışlığı, gitgide yayılması nedeniyle, harekete daha belirgin biçimde bölgesel ve uluslararası mahiyet kazandırıyordu.

Kuzey Kürdistan'da olduğu kadar, Batı'da da Kürt işçi ve emekçilerinin en geniş kesimleri, yurtsever devrimci çizginin etkisi altındaydı ve bu durum, sınıf taleplerinin geri planda kalmasını getiriyordu. Ulusal kurtuluş mücadelesinin yarattığı olanakların yanı sıra büyük sorun ve zorluklar da söz konusuydu. Çünkü özellikle gerilla hareketinin '80'lerin sonunda yolunu kendisinin açtığı ulusal kitlesel başkaldırılarla birleşmesinden sonra, Batı'da, yalnızca Türk orta sınıfında değil, aynı zamanda işçi sınıfı ve emekçilerin en geri katları arasında yarattığı reaksiyon, Türk şovenizminin görülmemiş şekilde yayılmasını ve tırmanışını getiriyordu. Faşist MGK diktatörlüğünün yürüttüğü sömürgeci savaşın ideolojik boyutu, devletin ve savaş hükümetlerinin Türk milliyetçiliğini ve şovenizmini kışkırtıp örgütleyerek, cephe gerisini sağlamlaştırma özel çabalarıyla da birleşerek, komünistlerin ve devrimcilerin önünde aşılması çok zor bir durum yaratıyordu. Öyle ki, Türk şovenizmi işçi sınıfı ve emekçilerin ileri bölüklerini de kuşatıyor, sınıf bilincini boğuntuya getirdiği gibi, politik eylem yeteneğini de felç ediyordu. Kürt ulusal devriminin zaferi ve kaderi gitgide daha belirgin biçimde Batı'da devrimci işçi ve emekçi hareketinin gelişmesine bağlıyken, "birleşik devrimin zaferi"nin bu iki hareketin birliğine bağlı olduğu gerçeği ayan beyan açığa çıkıyordu. Komünist önderlik, kendini devrimci gelişmenin mevcut aşamasının bu en kritik sorununun çözümüne kilitlemeden devrimci bir rota tutturamazdı. Bu nedenlerledir ki, bütün uluslar ve ulusal topluluklardan proletaryanın devrimci ve enternasyonalist sınıf birliğinin mimarı MLKP'nin politik çizgisi ve politik çalışmalarında en önemli yeri Kürt ulusal sorunu ve Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin tutmasından daha anlamlı bir şey olamazdı.

Parti, yalnızca Kürt ulusunun kendi yazgısını belirleme, ayrı devlet kurma hakkını bükülmez bir kararlılıkla savunmakla kalmadı, bütün varlığı boyunca egemen Türk milliyetçiliğine ve sosyal şovenizme karşı proleter enternasyonalist duruşunu, belli başlı somut siyasal sorunlara ödünsüzce uygulayarak geliştirme çabası içinde oldu. Boğucu şoven kuşatma altında gerilemedi, şovenizmle inatla savaşarak, Türk proletaryasının devrimci sınıf bilincinin gelişmesi, Türk burjuvazisinin egemenlik aygıtı devlet ve burjuva savaş hükümetlerinin yedeğinden kurtulması ve bağımsızlaşması için kararlılıkla savaştı. Ancak, egemen ulus şovenizmine karşı ödünsüz ve tutarlı tavır, keza ancak Kürt ulusal kurtuluş mücadelesine devrimci enternasyonalist destek, Kürt işçi ve emekçilerinin devrimci güvenini kazanabilir, bütün uluslar ve ulusal topluluklardan proletaryanın enternasyonalist devrimci birliğine giden yolu döşeyebilirdi. MLKP, berrak proleter enternasyonalist görüş açısına sıkı sıkıya bağlı kalarak, ezen ve ezilen ulus milliyetçiliği arasında düşünsel ve politik ayrımı ortaya koydu. İdeolojik mücadelesinin ve parti politikalarının temel bir belirleyici öncülü haline getirdi. Devrimcilik, marksizm ve sosyalizm adına, genellikle yurtsever hareketin milliyetçiliğiyle ideolojik mücadele esas alınırken parti, tam tersini yaparak, kuruluşundan İmralı sürecine değin ezen ulus milliyetçiliği ve şovenizmiyle savaşımı esas almış ve bunu sosyal şovenizme karşı mücadeleyle birleştirmeyi başarmıştır.

Tarihi boyunca, MLKP'nin Kürt ulusal sorunu ve Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi karşısındaki duruşu ve geliştirdiği çizgi, programında Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da "birleşik devrim" hipotezinden kaynaklanır. Fakat "birleşik devrim" eşitsiz gelişmektedir. "Birleşik devrimin" eşitsiz gelişiminin anlaşılamaması, Kürt ulusunun kendi yazgısını belirleme ve ayrı devlet kurma hakkını formüle edip savunmakla birlikte, devrim sorununu programatik, stratejik düzeyde olduğu gibi taktik ve örgütsel düzeyde de adeta "tek ülke", "tek ulus" söz konusuymuş gibi ele alan parti ve örgütlerde sosyal şovenizme ve reformizme kaynaklık etmiştir. Bu durum, gerilla hareketiyle ulusal kitle hareketinin birleşerek, ulusal devrim düzeyine yükseldiği ‘90'larda çok daha belirgin hale gelir ve İmralı sürecine kadar devam eder.

Devrimci ve komünist harekete egemen, "Türkiye devriminin Kürt ulusal sorununu da çözeceği" hipotezi, esasen Kürdistan'da ulusal kurtuluşçu devrimin gelişimi tarafından boşa çıkartılır. Fakat bu nihai ve kesin sonuç olarak da kabul edilemez. Bağıntı, bir dizi belirleyici etkenin değişmesiyle tekrardan tersine de dönebilir. Devrimci gelişmenin eşitsizliği en kesin veridir. Batı'daki devrimci gelişme Doğu'daki devrimci gelişmeye, Doğu'da, Kürdistan'da ulusal devrimin patlak vermesine neden olan soruna, Kürt ulusal sorununa bağlı hale gelmiştir. Bu gerçeğin kabulüne yanaşmamak ya da açık veya örtülü reddetmek sosyal şovenizmin devrimci parti ve örgütlerde en yaygın biçimidir. Parti, "birleşik devrimin" oldukça belirgin eşitsiz gelişimini anlayıp formüle etmekle kalmaz, politik çizgi ve çalışmalarının temel bir başlangıç verisi haline de getirir. Parti çizgisi ve politik çalışmalarında Kürt ulusal sorunu ve Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin tuttuğu özel ve ağırlıklı yer, Batı'daki devrimci gelişmenin Doğu'daki devrimci gelişmeye bağlı hale geldiğinin proleter enternasyonalist politikadaki anlamlı somutlanışıdır.

Kürt ulusal özgürlük mücadelesiyle, devrimci içerik ve tarzda ilişkilenme çabası, komünist ve devrimci hareketin rönesansı olarak partinin teorik/ideolojik olduğu kadar, politik bakımdan da en güçlü yanlarından birisidir. Başlamış ve sürmekte olan Kürt ulusal devrimi gerçeğini kabule yanaşmayarak teorik tutuculuğun ve politik kibirin kompleksli sosyal şoven sularında yol alanların tersine parti, marksist devrimci yaklaşımın, proleterya enternasyonalizminin gereğini yerine getirmiştir.

Tarihin her döneminde komünist önderliğin devrimci rotasını koruyabilmesi ve toplumsal devrimin önderliği olarak gelişebilmesi, "ulusal" ve uluslararası düzeyde cereyan eden en ileri toplumsal ve siyasal gelişme ve hareketlerle "doğru" ve "devrimci" tarzda ilişkilenmesiyle başarılabilmiştir. Geride kalan yaklaşık yirmibeş yıllık dönemde Kürt ulusal kurtuluş hareketi, siyasal gelişmenin en ileri düzeyini temsil eder. Onun, toplumsal ve siyasal yapılar, güç ve odaklar üzerindeki ayrıştırıcı, saflaştırıcı, sarsıcı, dönüştürücü, ileri itici ya da geriye savurucu rol ve gücü tam da bu gerçeklikten kaynaklanır. Birlik devriminden aldığı güç ve gelişen özgüven duygusuyla parti, hem Kürt ulusal kurtuluş hareketiyle bağlı politik anlam kazanmış teorik sorunlarda dinamik ve enerjik olmayı başarmış, hem de ulusal kurtuluşçu devrimle bütün ilerici, devrimci vb. parti ve örgütlerden oldukça belirgin biçimde ayrık, cüretkar bir devrimci duruşu politik düzlemde geliştirebilmiştir.

Sömürgeciliğe karşı yürütülen Kürt ulusal kurtuluş savaşının ya da süregelen savaşın az çok kapsamlı marksist leninist çözümlemesini geliştirme politik cüretini ve marksizme bağlılığı yalnızca MLKP gösterebilmiştir. Kürt ulusu ile burjuva Türk devleti arasındaki ilişki "savaş" kavramıyla tarif edilip tanımlanmış olmakla birlikte, kendini marksist, sosyalist, proletaryanın öncüsü vb. sıfatlarıyla tanımlayan devrimci parti ve örgütler, bu savaşın marksist çözümlemesinden kaçınmışlar, böyle bir ihtiyaç yokmuş gibi davranmışlardır. Aynı çevrelerin partiyi hedef alan ulusal kurtuluş hareketinden etkilenme ve kuyrukçuluk "eleştirileri" sosyal şoven etkilenmelerinin yansımasından başka bir şey değildir. Sosyal şovenizmin derin etkileriyle muzdarip bu çevreler, aynı zamanda emperyalist ekonomist yaklaşımlarıyla Kürt milliyetçiliğine karşı sözde ödünsüz davranırken gerçekte ezen ulus milliyetçiliğiyle uzlaşan bir ideolojik duruşa ve politik yönelime sahip olmuşlardır.

"Birleşik Devrim" öngörüsünden hareket eden, devrimin eşitsiz gelişimini anlayan ve açıklayan parti, ulusal devrimin kaderinin Batı'daki devrimci işçi ve emekçi hareketine bağlı olduğunu vurgulamakla kalmamış, aynı zamanda, Türk proletaryası ve halkına, egemen sınıflar ve kanlı yumruğu faşist MGK diktatörlüğü ile hesaplaşmak için başlamış bulunan Kürt ulusal kurtuluşçu devriminin yarattığı büyük devrimci fırsatı açıklamaya ve göstermeye çalışmıştır. Parti, tarihin bu kesitinde Türk proletaryası ve emekçilerini egemen sömürücü sınıflardan, onların sınıfsal egemenlik aygıtı devletten, burjuva partiler ve hükümetlerden bağımsızlaştırmanın, bütün siyasal gelişmelerin merkezinde yer alan Kürt ulusal sorununa ve savaşa karşı proleter devrimci sınıf duruşunu teorik ve pratik olarak geliştirmenin, yegane devrimci yolunu göstermiş ve döşemiştir.

Ulusal harekete eklemlenerek politik bağımsızlıklarını yitiren kimi çevreler bir uçtadır, ulusal harekete burun kıvıran, emperyalist ekonomist teorik çözümleme ve söylemlerle ulusal hareketle aralarında yarattıkları mesafeyi gerekçelendirmeye çalışanlar diğer uçtadır. Yalnızca parti, marksist, proleter sosyalist duruşunu koruyarak, ulusal hareketle devrimci bakımdan anlamlı politik ilişkilenişi pratik olarak da geliştirebilmiştir. Parti, yalnızca devrimci harekete egemen politika tarzının marksist devrimci eleştirisini derinleştirme yöneliminde ulaştığı sonuçlardan değil, aynı zamanda ulusal hareketle -söz konusu dönemde Türkiye ve Kürdistan'da kitle hareketinin devrimci bakımdan bu en ileri düzeyi ile- devrimci ilişkilenişinden de politika tarzının inşasında güç almıştır. Partinin geliştirdiği militan devrimci çizgi, bu iki temel unsur olmaksızın anlaşılamaz.

Savaş gerçeğinin, fakat aynı zamanda ulusal hareketin önderliğinin uzlaşma arayışlarının da bir yansıması olan kitlesel barış hareketine karşı tutum ya da onunla ilişkilenme önemli bir ayraç olmuştur. Marksizm, sosyalizm adına hareket eden devrimci parti ve örgütler, sözde uzlaşmaz ve kararlı devrimcilik adına -sözde, çünkü anlamlı hiçbir devrimci pratik üretememişlerdir- hareketi devrimci hedeflere yöneltmek için pratik devrimci politikalar geliştirme yönelimi ve yeteneği gösteremeyerek, politika dışılıklarını sergilemişler, yığınları reformistlere terk ettikleri gibi, ulusal devrimci önderliğin uzlaşma arayışlarının önünü bizzat kitle hareketini devrimci bakımdan etkileyerek kesme devrimci görevini anlayamamışlardır bile. Oysa MLKP, barış talebini devrimci ve sosyalist görüş açısıyla formüle etmiş, kitlesel barış hareketi içinde yer alarak, hareketi faşist rejimin yenilgisi hedefine yöneltmeye çalışmıştır. Barışın faşist rejimi dağıtacak halk devrimiyle geleceğini açıklamak ve göstermeye çalışmakla kalmamış, aynı zamanda yüz binler içinde gelişen barış talebine dikkatli bir yaklaşım göstererek, devrimci ve sosyalist bir görüş açısından formüle ederek, gerçekte barış talebiyle de devrimi örgütlemeye yönelmiştir. Fakat bunu partinin tüm günlük politik çalışmalarının bir sorunu, öncelikli bir konusu haline getirme cüretini de gösterememiştir.

Ulusal kurtuluşçu devrimle ilişkileniş, onun gündeme getirdiği politik sorunlara çözüm arayışı ve ulusal devrimin önderliğini üstlenen PKK ile ilişkileniş, partinin politika tarzının şekillenmesinde, devrimci harekete egemen tarzın aşılmasında özel bir yer tutar. "Barış talebi" karşısında duruş oldukça dikkate değerdir. Parti, "kitlesel barış talebi" karşısında devrimci duruşu geliştirmede oldukça zorlanmıştır. Bunun birinci nedeni, teoriyi, ilkeleri somut politikalar yerine ikame etmeye dayalı, politik önderlik ve politik mücadele anlayışının parti saflarında gelişmesidir. İkinci neden ise birinciyle sıkıca bağlı olan, partinin yüzünü geniş emekçi yığınlardan kendine çevirmesidir. Bunlar, gelişmenin sancılı ve tereddütlü olmasını getirmiş, partiyi kendi dışında gelişen "barış talep"li kitle hareketine katılıp içten mücadeleyle sınırlandırmıştır.

Parti, bütün diğer devrimci akım ve eğilimlerden farklı olarak, ulusal kurtuluş mücadelesiyle ilişkilenmeyi, onun öncüsüyle örgütlü düzeydeki ilişkiler kapsamının "öte"sinde, ulusal kitle hareketiyle, yurtsever kitlelerle ilişkilenme sorunu olarak kavramıştır. Bu hem düşünsel hem de pratik politika düzeyinde böyledir. Kayıplar sorunundan seçimlere, Newroz kutlamalarından barış talepli yığınsal eylemlere, kitlesel işçi ve emekçi memur hareketlerinden, 8 Mart'lara ve politik tutsakların savaşımına değin, belli başlı bütün somut politik çarpışmalarda partinin duruşunda bu yaklaşım belirleyici unsurlardan birisidir.

MLKP, Birleşik Devrimci Güçler Platformu'nda önemli eleştiri ve çekincelerine karşı yer almış, birleşik devrimci önderliğin inşasına ve gelişmelerin birleşik devrim yoluna itilmesine çalışmıştır. Ulusal devrimin önderliğini yürüten PKK'nin politikalarını emperyalistler arası çelişkilere kilitlediği ‘98 ortalarından itibaren ezilen ulus milliyetçiliğinin, özellikle emperyalistlerle uzlaşan, hayaller besleyen ve yayan yönüne karşı ideolojik mücadeleyi yoğunlaştırmış, bu yolun tehlikelerine dikkat çekerek, Kürt işçi ve emekçilerini ve yurtsever devrimcileri uyarmaya çalışmıştır. MLKP, bir yandan ideolojik mücadeleyi sürdürürken diğer yandan, aynı zamanda politik düzeyde PKK ile devrimci işbirliğini derinleştirmeye çalışmıştır. Roma sürecinde ve akabinde, PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan kaçırılması sonrasında olduğu gibi en zor, en kritik anlarda ulusal kurtuluşçu güçlerle saf tutmuş, bu uğurda büyük bedellerden sakınmamıştır. Unutulmamalıdır ki, Süleyman yoldaşın 7 Mart 1999 tarihinde İstanbul Vatan işkence merkezinde katledilmesi her şeyden önce, partiyi ulusal kurtuluşçu güçlerle saf tutmaktan caydırmayı, parti çizgisini en kritik halkasından, can alıcı noktasından vurmayı amaçlıyordu. Her zaman parti çizgisinin önder bir militanı olan ve düşmanın ininde bir komünist öndere yakışır tarzda parti çizgisini bükülmez bir kararlılıkla savunun Süleyman YETER, dönemin derinleşen ideolojik politik tasfiyecilik özel saldırısına karşı devrimci iradesi ve çıplak bedeniyle granitten bir kale olarak, parti tarihinde yerini almıştır.

MLKP III. Kongresi; İmralı süreci, Kürt ulusal devriminin yenilgisi ve bu zamanlarda parti politikalarını analiz ederek önemli sonuçlara ulaşmıştır. Politik Rapor, Kürt ulusal devriminin yenilgisinin temel nedenlerinin analizinden sonra, ulaştığı sonuçları şöyle formüle etmektedir:

"Yenilgi esas olarak İmralı savunmasında ifade bulan ideolojik teslimiyet ve politik tasfiyecilikte somutlanmıştır.

"PKK Genel Başkanı'nın Suriye'den çıkarılmasıyla faşist sömürgecilik, stratejik dengeyi kendi lehine bozacak önemli bir hamle yapmış; Öcalan'ın uluslararası bir komployla esir edilmesiyle ise stratejik denge açık ve kesin bir biçimde Türk Burjuva devleti lehine bozulmuştur.

"Abdullah Öcalan'ın İmralı çizgisi ideolojik teslimiyet, politik irade kırılması, yenilgi ve tasfiyecilik çizgisidir. PKK bunu onaylayarak ve VII. Kongresi'nde resmileştirerek küçükburjuva ulusal devrimci çizgiden, küçükburjuva ulusal reformcu çizgiye geçmiştir.

Yenilgi öncesi dönemde ulusal hareketin "barış" talepli eylemleri devrimci bir rol oynamıştır. Bugün ise etkisi azalsa da ilerici, anti- faşist bir niteliğe sahiptir. Kürt emekçi yığınlarının ulusal taleplerini yansıtması ve sömürgecilik karşısında eylemli bir hattı ifade etmesi bakımından objektif olarak devrimci olanaklar yaratmaktadır.

Partimiz, Kürt ulusal özgürlük talepleri karşısında ayrı kampanyalar yürütmekte esasen başarısız olmuş ve Kürt ulusal devrimiyle dayanışmacı bir konumda kalmıştır. Roma sürecinde Avrupa'daki güçlerimizin Öcalan'ı ve Kürt ulusal devrimini sahiplenişi, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da gerçekleştirilen bazı dayanışma eylemleri, yetersizliğine karşın linç saldırıları karşısındaki duruş, şovenizm ve sosyal-şovenizme karşı ideolojik, politik mücadele, sömürgeci boyunduruk altındaki Kürt ulusunu sahipleniş ile Roma sürecini önceleyen dönemde BDGP üzerinden geliştirilen politik tutum, partimizin tavrını gösteren önemli kimi örneklerdir. Ne var ki bütün bunlar dönemin ihtiyaçlarının gerisindedir.

Partimizin o süreçte, politik mücadeledeki edilgenliğinden ayrı olarak, '98 ateşkesi sonrasından başlayarak Kürt ulusal özgürlük mücadelesine ilişkin görevlerini yerine getirememesinde, Parti Merkez Komitemiz'in, dönem değerlendirmeleri içinde yer alan, MPYO'nun PKK'yle ilişkilenmede "yer yer kuyrukçu pozisyonlara sürüklendiği", partimizin PKK'ye "yer yer yedeklendiği" veya bu zeminde "sürüklendiği", "ezilen ulus milliyetçiliğinden önemli oranda etkilendiği" biçimindeki yanlış ve subjektif görüş ve belirlemeler, ciddi bir rol oynamıştır.

İmralı duruşmaları sonrasında ise, Parti saflarında dayanışmacı tutumda da geriye düşüş ve savrulma hakimdir. Sürece etkin ve önderlik iddiasıyla müdahale tavrı geliştirilememiştir. Bu dönemde Kürt ulusal demokratik taleplerini eylemli olarak sahiplenme, Öcalan ve İmralı çizgisi nezdindeki reformizme karşı mücadeleyi Kürt halk kitleleriyle aktif politika düzeyinde ilişkilenme hedefiyle birleştirme konusunda başarısız kalınmıştır.

Partimizin İmralı'daki ilk duruşmadan sonra aldığı ve o günkü koşullarda somut bir politik değeri bulunan ideolojik tutum doğrudur. Buna karşın aynı süreçte, asli görev olan faşist sömürgeciliğe karşı mücadelede pratik politikalar geliştirme konusunda başarılı olunamamıştır.

Şovenizme ve sosyal-şovenizme karşı başarılı ve etkin bir mücadele yürüten partimiz, küçükburjuva ulusalcılığına karşı ideolojik mücadelede yetersiz kalmıştır.

Kürt ulusal devrimi yenilmiş olmasına karşın, Kürt ezilenlerinin devrimci dinamikleri canlıdır. Ulusal demokratik talepler uğruna mücadeleleri sınırlamış, fakat kırılamamıştır. Barışçıl mücadele biçimlerini esas alan bir kitle hareketi sürmektedir. Türk burjuva devleti sömürgeci politikalarını katı biçimde sürdürüyor ve inkarcı tavrını koruyor. Onun, büyük bir savaşım ve devrimle kendini dayatan Kürt gerçekliği karşısında kimi zayıf burjuva demokratik ödünlere yönelmesi, faşist rejimin nefes alma, politik basıncı azaltma ve kitle temelini genişletme ihtiyacıyla bağlıdır.

Kürt ezilenleri yüz binlerin yer aldığı eylemleriyle, faşist sömürgecilik karşısında mücadeleci konumlarını koruyorlar. Yer yer militan savaşım biçimlerini de öne çıkaran Kürt ulusal gerçekliği hareketin devrimci tarzda geliştirilmesine dönük zorunlu ihtiyacın da altını çizmektedir."(40)

 

İşçi Sınıfı Hareketine Bağlanma

Tüzüğü MLKP'yi, bir başka sınıf ya da toplumsal kesimin değil, "proletaryanın öncü müfrezesi ve savaş kurmayı" olarak tanımlar. Birlik Kongresi, "Sınıf hareketine bağlanmamış olması nedeniyle politik gücünün cılız ve gelişmemiş oluşu" nu komünist hareketin gelişiminin ayırıcı bir çizgisi olarak saptar. "Devrimci teori ve programının odağına proletaryayı koyan, kendini proletaryanın politik öncüsü olarak ilan eden komünist hareketin, işçi sınıfı hareketi ile bağlanmış, sınıfa dayanan politik bir güç oluşturamamasında somutlaşan çelişkinin çözümü, bir başka anlatımla sınıf hareketine sıkı sıkıya bağlı öncü politik kurmayının, partinin oluşturulması temel görevi, devrimci pratiğin derhal çözümü gereken en zor ve ana sorununu oluşturmaktadır."(41)

Keza, Birlik Kongresi'nin kararlaştırdığı örgütlenme planı, "ana güçlerin kesin bir kararlılıkla duraksamaksızın işçi sınıfı içinde" parti çalışmasına teksif edilmesi görevini tanımlar. İşçi sınıfı içinde parti çalışması ve partinin inşası, üç başlıca alandan, fabrikalar, sendikalar ve emekçi semtlerden, propaganda, ajitasyon ve örgütlenme çalışması bütünselliği ile yürütülecektir. Kongre, işçi sınıfı içinde parti çalışmasının belli başlı sorunlarını çözümler. Parti, işçi sınıfı (ve emekçi memurlar) içerisindeki kuvvetlerini BK'yi takip eden dönemde düzenler.

Parti ve Birlik Konferansı, partinin kuruluşu ve ilanını sınıf hareketiyle ilişkilerin düzeyine endeksleyerek bilinmez geleceğe erteleyen kendiliğindenci, mükemmelliyetçi tespitleri reddederken, partinin işçi sınıfı içinde inşa edilmesi ve sınıf hareketine dayanması sorunları üzerinde titizlikle durur. İşçi sınıfı saflarında yürütülen parti çalışmasını değerlendirir.

"Konferansımız... komünist işçilerin bir yıllık süreçte İstanbul Cem-Taş direnişinden başlayarak değişik şehirlerde yirmiyi aşkın iş yeri mücadele ve protestosuna öncülük ve önderlik ettiğini vurgulamayı görev sayıyor. İkisi politik (Gazi ayaklanmasıyla dayanışma)- diğerleri demokratik (sendikalaşma, işten atılma sorunları vb.) olan bu direniş ve protestolarda grev kırıcılara karşı silahlı olanlar dahil çeşitli mücadele biçimleri kullanılmış olması ile Cem-Taş ve Aras Kargo direnişçilerinin ortak gösteri örgütlemeleri tipindeki adımları, geliştirilmesi gereken kazanımlar olarak değerlendirir. Konferans, İstanbul'da düzenlenen İşçi Kurultayı'nın (sonuç ve derslerinden bağımsız olarak) gerçekleşmesinde gösterdikleri irade nedeniyle komünist işçileri ve bu faaliyeti yürüten örgütlerimizi selamlar."(42)

Parti ve Birlik Konferansı, partinin dikkatini Birlik Kongresi'nde "ortaya konulan perspektifleri uygulama yeteneğini geliştirmeye" çeker. "Amatörlüğün, sendikal sorunlara takılıp kalmanın" çalışmaların "başlıca problemleri olduğu sonucuna ulaşır."

Partiyi işçi sınıfı içinde inşa etmek, işçi sınıfı hareketine dayanan politik bir güç haline getirmek, işçi sınıfı hareketiyle komünist hareket arasındaki kopukluğu gidermek gibi sorun ve görevlere çözüm arayışı Birlik Kongresi'nde İşçi Konferansı düşüncesinin oluşmasına temel olur, hatta bu yolda bir tavsiye kararı alınır. Parti ve Birlik Konferansı'ndan itibaren, partinin kendini işçi sınıfı içinde inşa etme çalışmasının deneyim ve sorunlarının çözümlenmesi, İşçi Konferansı'nın örgütlenmesi öncelikli görev haline gelir. İşçi Konferansı ‘95 yılı sonunda toplanır.

I. İşçi Konferansı, partinin kendini işçi sınıfı içinde inşa etme çalışmasının uzanımı ve bir düzeyi olarak gerçekleşir. Katılan kadroların ideolojik, politik ve örgüsel kavrayış düzeylerinin yükselmesine, keza kapitalizmin güncel eleştirisi ve sosyalizm kavrayışlarının geliştirilmesinde önemli katkılar sağlar.

I. İşçi Konferansı'na katılanların yüzde 95'inin işçi olduğu açıklanmıştır. Partiye üye, aday üye ya da örgütlü sempatizanlardır. Partinin kendini sınıf içinde inşa etmesine dair karar ve yönelimleri, teorik ve siyasi öngörüleri ile pratik çalışmalarının düzeyi arasındaki açının kapatılması görev ve hedefi vardır. Gerçekten belirgin olan mesafenin kapatılması, kadroların düzeyinin yükseltilmesi, güçlerin örgütlülüğünün sıçratılması ve bir bütün olarak çalışmaların günlük yönetimi ile başarılabilir. İşçi Konferansı bu yolda anlamlı bir adımdır. Etkin bir kadrolaşma aracı olarak işlev görür. Kadroların düşüncede özel olarak (partinin kendini işçi sınıfı içinde inşa etmesinin sorun ve politikalarının kavranması), duygu, moral ve kimlik şekillenmesinde, partiyle özdeşleşme ve sahiplenişte Konferans başarılıdır. İşçi Konferansı, partinin işçi sınıfı içinde inşası ve sınıf hareketi içinde sosyalist önderliği geliştirme hedefine yönelik sonuçlar çıkartır, görevleri belirler.

"İşçi sınıfı içinde parti pratiğinin merkezine, sınıfın sosyalist bilinçle donatılması ve örgütlenmesi görevinin konulması gerektiği,

"Sınıf içinde parti çalışmasının istikrarı, kalıcı ve planlı bir düzeye kavuşturulması,

"Sınıf çalışmasının teorik-siyasi donanımları gelişkin, örgütsel deney sahibi kadrolar tarafından yürütülmesi,

"İşçi sınıfına gitmenin mevcut ve yaratılacak araçlarının (..... işçi kitle toplantıları, lokaller, iş yeri komiteleri, fabrika hücresi vb...) amaca uygun ve etkili biçimde işlevli kılınması,

"Öncü işçilerin dağınıklığı ve örgütsüzlüğüne son vermek, partinin ideolojik ve siyasi etkisini kurmak amacıyla, öncü işçilerle birlikte ortak siyasal sınıf tavrının geliştirilmesi; bunun aracı ortak platformlarda birlikte yürümeye; yürürken bir yandan onların birikim, inisiyatif ve deneylerini sınıf mücadelesine katmaya, diğer yanda eylem ve hareket içinde değiştirme, dönüştürme ve kazanmaya yönelmenin gerekliliği,

Sermaye ve faşizmin ideolojik, siyasi ve iktisadi kuşatması altında kendi sınıf konumu, rolü ve sorunlarına yabancılaştırılmış işçi yığınlarının; partinin ideolojik ve siyasi öncülüğünde devrimci bir yarma ve kuşatma faaliyetiyle sınıf bilinci ve sınıf tavrına kavuşturulması; bu çalışmanın propaganda, ajitasyon ve örgütleme faaliyeti bağlantılı ve bütünselliği içinde ve içeriğine uygun yürütülmesi; partinin semt, sendika, emekçi kadın ve gençlik faaliyetiyle beslenmesi; partinin siyasal etkisi ve ideolojik hegemonyasıyla işçilerin "yirmi dört saat" yüz yüze getirilmesi,

Fabrika ve iş yerlerini fethetme ve oradaki tüm işçilere önderlik etme perspektifiyle yürüme; genişliğine ve derinliğine faaliyetin birleştirilmesi; parti kadroları ve çalışanlarının fabrika hücrelerine kilitlenmesi,

Sendikaların sahiplenilmesi ve sendikasız işçilerin sendikalaştırılması; sendikal bürokrasiye karşı mücadelenin soyut, biçimsel ve slogancı olmaktan çıkarılıp; somut, isabetli ve çarpıcı devrimci pratiğin konusu yapılması,

Sendikal çalışma ve ittifaklarda esnek ve birleştirici olmanın yanında; gerekli olduğu her durumda devrimci şiddet ve savaş hilesi yöntemlerine başvurmakta tereddütsüz olunması,

.... en geniş işçi kitleleri nezdinde tanınması, bir dikkat merkezi haline gelmesi ve işçilerin kolayca ulaşabilecekleri bir araca dönüştürülmesi için gerekli adımların atılması,

İşçi hareketine müdahalede, propaganda ve ajitasyon sloganları konusunda yaratıcı ve üretken olunması gibi değerlendirme ve sonuçların yanı sıra gizlilik nedeniyle burada ifade edilmeyen bazı kararlara ulaştı."(43)

MLKP, tarihi boyunca kendini proletarya (genç işçiler ve emekçi memurlar dahil) ve proletaryaya en yakın toplumsal kesimler, kent yoksulları, emekçi kadınlar, işsizler ve öğrenci gençlik içinde inşa etmeye çalışmıştır. MLKP'nin kendini inşa çalışması, işçi sınıfı (emekçi memurlar dahil) içerisinde görece daha "istikrarlı" ve daha "kesintisiz" yürütülür. Fakat bazı önemli başarılarına karşın gelişim hız ve temposu belirgin biçimde düşüktür. İşçi hareketi içindeki etkisi belirgin bir eğilimin oluşumu düzeyine ulaşabilmiş değildir.

İşçi Konferansı sonrası dönemde parti, işçi sınıfı içinde parti çalışmalarını güçlendirecek bazı yeni araçlar yaratmış öngörülen bazı araçları (işçi platformları, işçi meclisleri vb.) yaratmaya daha güçlü biçimde yönelmiştir. Tekstil ve deri işçilerine yönelik dernek örgütlenmeleri o dönem sınıfa yönelik çalışmaları güçlendiren araçlardır. Keza bir kente deri işçilerinin sendikal örgütlenmesinde başarılar kazanılmış direnişler örgütlenmiştir. Tersane işçilerinin sendikal örgütlenmesi ve sendikal örgütlenmenin tasfiyesine karşı direnişler anlamlı başarılardır. 8-10 yıllık dönemde işçi sınıfının grev hareketinin ve sendikal örgütlülüğünün gerileyiş gerçeği, elde edilen başarıyı daha önemli ve anlamlı kılmaktadır.

MLKP bütün tarihi boyunca, herhangi bir başka toplumsal kesime değil, yalnızca işçi sınıfı içindeki parti çalışmasını güçlendirmeye yönelik kadro teksifi ve güç yığma eğilimi içinde olmuştur.

Emekçi memurlar arasındaki çalışma, özsel bakımdan işçi sınıfı içindeki parti çalışmasından başka bir şey değildir. Kuşkusuz özel sorunları ve özgül yanları vardır. Emekçi memurlar arasında MLKP'nin kendini inşa etme çalışmasının gelişimi biraz daha yaygın ve belirgindir. Keza emekçi memurların dönemsel, hatta bir ölçüde periyodik kitle eylemlerine müdahalede daha dinamiktir.

Parti, ‘99'un ilk aylarında komünist emekçi memurlar kurultayını toplamıştır. Kurultay, emekçi memurlar içindeki partili güçler ve Memurların Devrimci Birliği yapılanması bakımından örgütleyici bir işlevi yerine getirmenin yanı sıra, kadro düzeyinin yükselmesine ve emekçi memur hareketinin sorun ve görevlerinin daha kapsamlı kavranışına katkı sağlamıştır.

Devrimci işçi hareketinin gelişiminin, işçi hareketi içinde oportünizmin ve reformizmin yenilgiye uğratılmasına bağlı olduğunun bilinciyle parti, işçi hareketi içinde oportünizm ve reformizmin sosyal dayanağı sendika bürokrasisi ve ağalığına karşı mücadeleyi aksatmaksızın yürütmüştür. Keza emekçi memur hareketinin önderliğinin derinleşen reformist bürokratik yönelimiyle mücadeleyi ihmal etmemiştir. İşçi ve emekçi memur sendikalarının ideolojisizleştirilmesi, en dar mesleki sendikal sorunlarla boğulması, ezilen sömürülen diğer toplumsal kesimlerin sorun ve taleplerine ilgisizleştirilmeleriyle savaşım bütün önem ve aciliyetini korumaktadır. İşçi ve emekçi memur yığınlarının ve sendikalarının sosyalist ideolojiyle doyurulması, parti çalışmasının ana sorunu olmaya devam etmektedir.

Kendisi gibi düşünmeyen ileri, öncü işçiler ve emekçi memurları ve geniş yığınları kazanma çalışmasında "ortak, birlikte çalışma" içinde dönüştürme, partinin kitlelere yaklaşımının, kitlelerle ilişkilenme tarz ve yöneliminin özünü ve ruhunu yansıtmaktadır. Parti, kitlelere yaklaşımda devrimci harekete egemen bürokratik, buyurgan, onlara tepeden bakan kibirli, kendini beğenmiş tarzı reddeder. Öncü, ileri işçilerin, sınıfın ve ezilen sömürülen yığınların en yaşamsal sorun ve taleplerinin, çıkarlarının savunulmasında birleşik bir işçi iradesinin oluşturulması yönelim ve çalışması, hareketin iç dinamiklerinin parçalanmış ve dağınık olması gerçeğinin yanı sıra buradan kaynaklanır. "İşçi birlikleri"ni inşa etme yönelim ve çalışmasıyla bu, parti politikası düzeyinde yürütülmüştür.

Parti, emekçi memurların grevli toplusözleşmeli sendikal hak mücadelesi içinde baştan itibaren yer almış, hareketin devrimci bir önderliğe kavuşması ve devrimci bir çizgide ilerlemesi için çalışmıştır. Keza, sendikasızlaştırmaya karşı direnişlerde yer almış ya da örgütlemiştir. Özelleştirme ve işçi kıyımı terörüne karşı savaşım daima partinin gündeminde olmuştur. Parti, varlığı boyunca işçi sınıfının sendikalar ya da sendika konfederasyonları tarafından düzenlenen büyük kitle eylemlerinde yer almış, bütün durumlarda tüm parti güçlerinin tam seferberliği perspektif ve yönelimine sahip olmakla birlikte, pratikte bunu birçok durumda başaramamıştır.

Kitle hareketiyle devrimci tarzda ilişkilenme, işçi ve emekçilerin kitlesel savaşımlarının önderliğini üstlenme, "önder partiye" geçiş evresinde partinin düşüncede ve eylemde çözüme kavuşturmakla yükümlü olduğu ana sorunudur. Parti, düzenleniş ve örgütlenmesinde belirleyici olmadığı işçi ve emekçi memurların kitle hareketlerinin oluşum, hazırlık süreçlerinden başlayarak içinde yer almakta, hareketi doğru hedeflere yöneltmekte, hareket üzerinde etkin burjuva işçi politikası çizgisini sergilemekte, sendikal önderliklerin burjuvaziyle uzlaşan oportünist ve reformist kimliğini deşifre etmekte, devrimci etkiyi güçlendirmeye çalışmaktadır. İşçi ve emekçi memur sendikalarının ya da konfederasyonlarının düzenlediği miting, gösteri ve yürüyüşlerde partili güçler kendini hissettirmektedir. Türk-İş, ‘95 Ankara mitinginde, ‘97 "Türkiye'ye sahip çık, demokratikleşme için mücadele et" mitinginde, ‘99 yazındaki işçi ve emekçi memur eylemlerinde, belli başlı emekçi memur hareketlerinde direngenliği ile dikkat çeken emekçi memurların ‘96 yazındaki eylemlerinde ve ‘98 Martı'nda memurların görkemli ve militan Kızılay direnişinde partili güçler kendini hissettirmiştir.

III. Kongre'nin, partinin işçi sınıfı içerisindeki durumu ve işçi sınıfı içerisinde parti çalışmasının geliştirilmesinin sorun ve perspektiflerine ilişkin çözümlemeleri, III. Kongre sonrası dönemde işçi sınıfı içerisinde parti çalışmasının geliştirilmesine güç vermiştir. 2002 ve 2003 sürecinin verileri işçi sınıfı içerisinde parti çalışmasına yönelimin belirgin biçimde güçlenmekte olduğunu göstermektedir. Gerek işçi sınıfı ve emekçi memurlar arasındaki parti çalışmasının birleştirilmesi yönelimi ve gerekse de semtlerde parti çalışmalarıyla işçi sınıfı arasındaki parti çalışmalarının iç içe geçirilmesi eğilimi ve son olarak da işçi sınıfı ve emekçi memurlar arasındaki parti güçlerini kapsayan özel çalışmanın ilk olumlu sonuçları açığa çıkmaktadır. Bu bağlamda özel olarak partinin pratik yöneliminin kazandığı irade vurgulanabilir ve vurgulanmalıdır.

 

Bir Özel Mücadele Cephesi: Seçimler

 

MLKP, yasadışı ve gizli temelde örgütlenmiştir. Fakat yasal ve açık çalışma ve mücadele olanaklarını küçümsemez. Tarihi, yasal yasadışı; silahlı silahsız; açık ya da gizli mücadele ve çalışma biçimlerini günün koşulları altında uygun kombinezonlarla birleştirme teori ve pratiğine tanıklık eder. Seçimler ve parlamentoya yaklaşımı da farklı değildir. MLKP'nin duruşu parlamento ve yerel yönetim seçimlerini politik olarak küçümseyen ve önemsiz gören devrimi küçük burjuva demokrasisinden de, parlamenter ve yasal mücadeleye göre konumlanan küçük burjuva reformizminden de ilkesel ve politik olarak farklıdır. Küçük burjuva reformizminin belli türevleri seçimler ve parlamentoyu devrimci amaçlarla kullanmaktan dem vurmalarına, parlamenter mücadelenin parlamento dışı mücadeleye tabi olduğu vb. söylemlerini kullanmalarına karşın gerçekte ilkesel ve politik duruşları yasalcı ve parlamenteristtir. Diğer yandan, devrimci küçük burjuva demokrasisi dil ucuyla, lafta seçimler ve parlamentodan devrimci amaçlarla yararlanmayı reddetmediğini ileri sürse de özünde ilkesel ve politik olarak anarşistçe reddetmektedir.

Tarihinde üç kez gündeme gelen genel seçimler ve bir kez gündeme gelen yerel yönetim seçimleri partinin devrimci hareket içerisindeki ayrık duruşunu belirgin çizgileriyle açığa çıkartmıştır. Fakat seçimlerden devrimci amaçlarla yararlanma taktiği önemli ölçüde sınırlanmıştır. Propaganda ve kitle ajitasyonu daha yaygın ve geniş örgütlense de, devrimci amaçlarla seçimlere katılma taktiğini ancak belirli merkezlerde pratikleştirebilmiştir.

Parti, gerek ‘95 Aralık seçimlerinde gerekse 18 Nisan 1999 genel ve yerel seçimlerinde kendisiyle sınırlı amaçlardan hareket etmemiştir. Aynı şey 2002 erken genel seçimleri için de geçerlidir. Kuşkusuz değişik durumlarda kendi kuvvetlerini sınamayı ve politik etki gücünü ölçmeyi amaçlayan taktikler izlenmesi de tamamen meşrudur. Parti, bütün bu durumlarda seçim atmosferinden en geniş kitlelere programını götürmekle sınırlı bir yaklaşım içerisinde olmamıştır. Aynı zamanda, yığınların politikaya ilgisinin arttığı seçimler dönemini faşizme karşı kitle hareketini geliştirmek için değerlendirmeyi temel almıştır. Keza, mevcut kuvvet ilişkileri çerçevesinde yerel yönetimlerde mevziler kazanmak ve faşist MGK diktatörlüğüne karşı anlamlı bir protestoyu yansıtacak, kitle hareketine ve politik özgürlük mücadelesine itilim sağlayacak bir sonucun sandıktan çıkmasını da politik bakımdan önemsemiştir.

'95 ve ‘99 seçimlerinde kendi bağımsız güçlerine dayanarak, güncel genel devrimci taktiğin rotasına uygun davranmış, faşist diktatörlüğe karşı bir özgürlük cephesinin geliştirilmesi ve birleşik devrim yöneliminin beslenmesine ve güçlendirilmesine çalışmıştır. Yurtsever devrimci güçlerle seçim ittifakı taktiği bu temele dayanır. Parti, her iki durumda, yurtsever devrimci güçlerin çatısında bir ittifakı, şovenizme ve faşist diktatörlüğe karşı tavır bakımından olduğu gibi, siyasal süreci birleşik devrim rotasında zorlamak bakımından da anlamlı görmüştür. Türk proletaryası ve emekçilerin şovenizmden kopuşması, Kürt proletaryası ve halkına güven vermek bakımından doğru devrimci duruştur bu. Asıl olan Türk ve Kürt proletaryasının sınıf çıkarları temelinde birliğinin inşa edilmesidir.

2002 erken genel seçimlerinde parti, yurtsever güçler ve ilerici, antifaşist diğer parti ve güçlerin ittifakını öngörmüş, fakat bu önce yurtseverlerin SHP ile ittifaka yönelmesi nedeniyle, son anda ise Blok'un özünde sekter ve dışlayıcı, politik ciddiyetten yoksun tavrı nedeniyle gerçekleştirilememiştir. Taktiği bu dönemde de sınırlanmış olmakla birlikte parti, kendi deneyimlerini aşan bir çalışmayı kampanya biçiminde etkili ve çarpıcı tarzda geliştirmekle kalmamış yeni araçlar da yaratmıştır.

Parti, her durumda propaganda ve ajitasyon çalışmasını kendi programı temelinde yürütmüş, marksist sosyalist kimliği ile yığınlara seslenmiştir. Seçim ittifakının gereklerini yerine getirerek, güç ve olanaklarını seferber ettiği gibi, bağlaşıklarının olanaklarından da yararlanmıştır. Siyasal etki ve saygınlığını her iki durumda da büyütmüş, kadro ve örgütleri deneyim kazanmıştır. Fakat 2002 seçim mücadelesinin, partinin kendine dönüklüğü aşması ve yığınlara yönelmesi bakımından önemli bir politik hamle olduğunun altı kalınca çizilmelidir.

Seçimleri protesto ve aktif boykot, bağımsız adaylar ya da değişik biçimler altında seçim anlaşmaları ve blokları, parti taktiğinin repertuarında yer almaktadır. Taktiğin şöyle veya böyle değişmez, mutlak bir biçimi yoktur. Siyasal durumun somut çözümlenmesi temelinde günün devrimci görevlerini yanıtlayacak tarzda belirlenir.

Parti, varlığı boyunca belli başlı taktik sorunlarda amaç açıklığının önemini özellikle öne çıkartmıştır. Taktik sorunlarda amaç açıklığı yoksunluğu, devrimci harekete egemen kendine dönük politika tarzının önemli bir sorunudur. Somut siyasal amaçları somut siyasi koşullar altında belirlemek yerine afaki yaklaşımlar, programatik, stratejik amaçların somut taktik amacın yerine ikame edilmesi oldukça yaygın olmanın da ötesinde, devrimci harekete egemendir. Partinin politik önderlik ve mücadele tarzı düşünsel ve pratik olarak gelişmiş, marksist leninist komünistler ile devrimci demokrasinin değişik versiyonları arasındaki fark belirginleşmiştir. Devrimci demokrasinin değişik temsilcilerinden partiye yöneltilen oportünizm, kuyrukçuluk vb. suçlamalar, onların anarşizan politika dışı duruşlarından, kendilerine politik güvensizlikten kaynaklanmaktadır.