Ahmet Şoreş: Halkımız Kendi Direnme Gücüne ve Özgürlüğü Yayma Bilincine Odaklanıyor
Share on Facebook Share on Twitter
 
Diğer yazılar
 
Sayfa 1 / 2

 

 MLKP/Rojava Şehit Serkan Taburu Komutanı Ahmet Şoreş'le Rojava devrimi ve İdlib özelinde bölgedeki gelişmeler üzerine yapılan röportajı yayınlıyoruz.

 {divide}

 

 

 

Bir süredir, Rojava ve Kuzey Suriye gibi kavramları birlikte kullanıyor ve genişlemekte olan bir devrim gerçekliğine tanık oluyoruz. Bunun askeri yansımaları nasıl oluyor?
 
Rojava devrimi, Arapların yaşadığı bölgelere doğru ilerledikçe Arap, Süryani, Türkmen halklarını kapsamaya ve genişlemeye başladı. Devrim hem kitle hem de coğrafya olarak büyüdü. Bu aynı zamanda devrimin iddia ve hedeflerinin de büyümesi anlamına geliyordu. Devrimin öncülüğünü yapan güçler, her geçen gün kitleselleşen bir çizgide ısrar etti. Biz de MLKP olarak devrimin savunulmasında ve devrimin genişlemesinde yerimizi aldık ve bu görevlerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Devrimin savunma güçlerinin örgütlenip büyütülmesi amacıyla askeri bir kurumlaşma olan askeri birlik çalışmalarına katılıyor, gelişiminde rol oynuyoruz. Devrimin ordusunu ve savunma güçlerini büyütüyoruz. DSG, Rojava devriminin, Kuzey Suriye devriminin özyönetiminin savunulması için kurulmuş bir ordudur. Biliyoruz ki devrim silahla, mücadele eden güçlerle kazanılır aynı zamanda onlarla savunulur. Ortadoğu'da gördüğümüz gibi politikayı silahlı araçlarla ve güçlerle yapmayan örgütlerin burada varlığı bile söz konusu olmayabilir. Bundan dolayı biz de MLKP olarak Rojava devriminin başlangıcında ve bugün devamında politik askeri bir kuvvet olarak yerimizi almaya devam ediyoruz.
 
Devrimin Suriye'nin diğer bölgelerine doğru yayılmasını ve mevcut politik rotasını nasıl görüyorsunuz? Örneğin İdlib eksenindeki gelişmeleri bu bağlamda nereye oturtuyorsunuz?
 
Rojava devrimimiz, Arap topraklarına, Suriye topraklarına doğru genişleyerek devam etti. Kuşkusuz bu gelişmenin de kendine göre bir takım sınırları ve aşamaları olacaktır. Bunun karşısında egemen sınıflar özellikle Türk sömürgeciliği Efrin'deki özgürlük alanımıza saldırarak orayı işgal etti, geçici olarak bir çekilme hali ve yenilgi durumu yaşadık. Ama bizim için Efrin özgürleştirilmesi gereken bir devrim toprağı görevi olarak duruyor. Efrin bir Kürt bölgesidir, İdlip ise daha çok Arapların yaşadığı bir bölgedir. Başta da ifade ettik Rojava devrimi bir Kürt devrimi olarak başladı ardından Suriye'nin diğer halklarla birleşen bir devrim olarak genişledi. Şimdi bu devrimin gitmesi gereken, olması gereken yerlerden biri de aslında İdlib'dir. Maalesef İdlib'te Rojava devrimine karşı savaşan ve Suriye halklarına zulmeden çeteler var. Bunların önemli bir kısmı başta koalisyon güçleri ve onların etkin bir bileşeni olan Türkiye tarafından desteklendi, eğitildi, silahlandırıldı ve savaştırıldı. Ardından güvenli bir şekilde İdlib'e çeşitli biçimlerde taşındı. Şu anda orada korunuyor, silahlandırarak ve lojistiğini sağlayarak, uluslararası bağlamda onlar adına diplomasi çalışması yürüterek güçlendirmeye çalışıyorlar. Bu faaliyeti bizzat Türkiye yürütüyor ve Tayyip Erdoğan çetelerin başkomutanı olarak rol alıyor.
 
Bizim devrimimiz aslında şu an Kürt ve Arap halklarının birleşik ve ortak devrimi haline geldiği için İdlip'in özgürleştirilmesi meselesi, Rojava devrim güçlerinin, Kuzey Suriye devrim güçlerinin temel politik gündemlerinden biridir. Bu ne Rusya'nın, ne İran'ın, ne Türkiye'nin, ne Amerika'nın ne de yine zulmüyle ve gericiliğiyle tanınan Esad rejiminin işidir. Bunun aslında halkların özgürleşmesi için mücadele eden devrim güçlerinin politik bir gündemi olması gerekir ama bu günkü konjonktür, güç ilişkileri, dengeler, maalesef şuan hemen hızla İdlib'e girmemizi ve devrimi oraya taşımamızı bu baskı, zulüm altında kalan halkları özgürleştirmemizi frenliyor.
 
İdlib bizim açımızdan şu an ki durumuyla gerçekten Suriye'deki savaşın gelip bir yönüyle güncel olarak kilitlendiği bir saha haline geldi. Dün Efrin'di, bugün İdlip'tir. Süreç orada kilitlenmiş durumdadır. Bu kilidin açılacağı daha gerçekçi ve halkçı çözüme gideceği yer Rojava devriminin programıdır, görüş açısıdır. Şu an orada Suriye'nin, Rusya'nın, İran'ın Türkiye'nin birleşik bir programı vardır. Bir takım anlaşmalar yapmışlardır bu çerçevede  adımlar atıyorlar. Bunlar orada yaşayan halkların, oranın sahibi olan halkların çıkarlarına göre değil tamamen kendi emperyalist sömürgeci bölge çıkarlarına göre hareket ediyor. Ki, bu çıkarlar bilindiği gibi her daim savaşlara, krizlere ve çözümsüzlüklere yol açıyor. Kaçınılmaz olarak biz bir gün İdlib'e gideceğiz. Bu devrimin fikri bu devrimin kendisi İdlib'de olacaktır. Bu kaçınılmazdır.
 
İdlib etrafında bir dizi siyasal kamplaşma ve çelişki de söz konusu. Çetelere karşı operasyon neden ertelendi. Süreç neden kilitlendi?
 
Suriye, İran ve Rusya bu alana büyük bir operasyon düzenlemek istedi, Türkiye bunun karşısında açıktan yer aldı. Amerika ve koalisyon güçleri doğrudan Türkiye'nin bu politikasını desteklediler. Kimyasal silah, kitle katliamı olursa biz de içinde yer alacağız gibi demagoji yaptılar ama biz biliyoruz ki İdlib'de çeteleri var eden, eğiten ve orada toplanmasını sağlayan koalisyon güçleridir. Başta Amerika, Fransa, İngiltere olmak üzere, bölge güçleri olarak Türkiye ve Suudi Arabistan'dır. Bölgede ve dünyada gerici bir güç olarak Rusya ve İran da bunun parçasıdır. Görüldüğü gibi gerici, faşist, sömürgeci, emperyal güçlerin dar bir alanda İdlib bölgesinde karşı karşıya geldikleri bir süreç yaşanıyor. Bunun daha büyük devletsel bir savaşa, dünya savaşı sürecinin hızlanmasına yol açmaması için kontrollü bir şekilde yürütmeye çalışıyorlar. Diplomasiye şu an daha fazla ağırlık verdiler. 15 Ekim'e kadar bir zaman tanındı. Son gelen bilgiler ya da kamuoyuna açıklanan haberler eğer doğruysa silahsızlandırma adı altında yapılan anlaşmaya uyumlu hareket edildiğine dair bir takım söylentiler dolaşıyor. Ancak, dengelerde ve siyasal koşullarda yaşanan kimi değişimler, durumu hızla bir savaş eksenine çekebilir.
 
Suriye iç savaşının daha başlangıcında Türkiye çok açık bir şekilde Esad rejiminin yıkılması ve Suriye'de kendine yeni egemenlik alanları açması için yer aldı. Sonra Rojava devrimi esnasında politik olarak hedefi Rojava devrimi ve Kürdistan devrimine döndü. Bugün de aslında Ortadoğu politikası, bölge politikası tamamen Kürdistan ve Kürt karşıtlığı temelinde yürümektedir. Onun için de Türkiye'de zaten darbelerle iç içe geçen bölge ve Kürdistan devrimi karşısında daha etkin askeri karşı devrimci bir rol oynamak ve üstlenmek bakımından bir takım siyasi değişikliklere de gittiler. İdlib'te de yaşanan bundan ayrı bir şey değil. Türkiye doğrudan bir taraf olarak çetelerin hem diplomasi hem askeri hem lojistik dolayısıyla da toplamda siyasi bir temsilcisi olarak rol üstlenmiştir. Dolayısıyla da İdlib'te aslında Türkiye de sıkışmış durumdadır. Yani o çetelerin orda sıkışmışlık ve kuşatılmışlık hali Türkiye siyasetinin de Ortadoğu‘da ve Suriye'de sıkıştırılmış bir siyaset olduğunu, bunun partisi olarak da AKP ve lideri olarak da Erdoğan'ında bu süreçten uzak olmadığını, tam içinde olduğunu görebiliyoruz. Dikkat ederseniz İdlib'te ve bölgede yaşanan sorunlar Türkiye'de farklı boyutlarla paralel gidiyor. Ya ekonomik kriz olarak ya da uluslararası güçlerle diplomatik krizler olarak yaşanıyor. Yani çeşitli biçimlerde bu krizli durum Türkiye'nin çeşitli alanlarda siyasetin çeşitli bölümlerine yansıyor.
 
İdlib'in gelişimi ve alacağı yol bir yönüyle çetelerin Suriye merkezli varlık ve sonraki sürecine Türkiye'nin Suriye ve Kürdistan devrimi karşısındaki duruşu ve sonraki süreçler bakımından çok önemli bir takım stratejik gelişmelere yol açacağını söylemeliyiz.

 

 

Sayfa12
 

 

 

 

Marksist Leninist Komünist Parti Türkiye / Kuzey Kürdistan

 

Parti Ve Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

Komünist Gençlik Örgütü
 
Komünist Kadın Örgütü
   
Fakirlerin Ve Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri
 
Kürdistan Örgütü

 

 

     Güncel

27.01.20 / TKŞ'den Kobanê Zaferi Açıklaması

Kobanê'yi nasıl özgürleştirdiysek Efrîn'i, Girê Spi'yi, Serêkaniyê'yi de özgürleştireceğiz

26 Ocak 2015 DAİŞ'in ilk büyük yenilgisini aldığı gündür! Sömürgeci Türk devleti ve DAİŞ Kobanê'de başlayan Rojava ulusal demokratik devrimini Kobanê'yi işgal ederek ezmek istedi. Faşist Erdoğan kendinden emindi, DAİŞ çetelerine çok güveniyordu, bir kaç gün içinde Kobanê düşecekti. Plan sömürgeciliğe aitti, silahları, parayı, çeteleri hepsini o ayarlıyordu. Onun için çıktı televizyona ve 'Kobanê düştü düşecek' dedi. Ama Kobanê'de halk devriminin fedai kahramanları vardı: Arin Mirkan ve Sarya Özgür gibi kadın komutanlar; Heval Numan, Dıjvar, Çekdar, Berxwedan, Serxwebun ve daha yüzlerce fedai savaşçı; Paramaz, Elişer ve Algan Zafir gibi komünistler Kobanê zaferini bedenleriyle tuğla tuğla ördüler. Türkiye ve Kürdistan halkları direnişi sahiplendi, yüzlercesi seferberlik çağrısı ile Kobanê direnişine koştu. 20 Temmuz'da Pirsus'ta şehit düşen 33 genç komünist bize gösterdi ki, daha geride Kobanê için seferber olacak yüzler-binler vardı.

Kobanê'nin direndiğini ve direnişle özgürleştirildi. Kobanê zaferi Rojava devrimini güvence altına alırken, DAİŞ'in yenilgi sürecini de başlattı. Rojava-Kuzey Suriye halkları ilk kez DAİŞ'in yenilebileceğini gördüler ve başta Araplar olmak üzere Kuzey Suriye halkları devrime kitlesel biçimde katılmaya başladılar. Kobanê zaferi ile birlikte Girê Spi özgürleştirildi, Mınbiç, Tabqa-Tişrin ve sonra çetelerin başkent ilan ettikleri Rakka özgürleştirilerek devrim topraklarına dahil edildi. Politik islamcı faşist DAİŞ son olarak Deyr ez Zor'da kuşatıldı, Baxoz'da nihai olarak ezildi.
DAİŞ'le birlikte Türk devletinin planlarının da çöle gömüldü. DAİŞ sonrası emperyalistler arası çelişkilerden faydalanarak sömürgeci Türkiye doğrudan kendi ordusu ile Rojava devrimine karşı saldırıya girişti. Erdoğan Putin'e her türlü rüşvet ve tavizi vererek Ruslarla anlaşıp Efrîn'e saldırdı. Bu saldırıya karşı Efrîn halkı ve rojava devriminin devrimci ordusu direndi. Bu kahraman fedai direniş karşısında NATO'nun en büyük ikinci ordusu dedikleri işgalci ordu iki ay Efrîn'e giremedi.

Emperyalistlerin göz yummasından aldığı cesaretle faşist Erdoğan yüzünü Cizir bölgesine çevirdi. ABD ve Rus emperyalistleriyle yürüttüğü pazarlıklar sonrası Girê Spi ve Serêkaniyê'ye saldırdı. Fırat'tan Dicle'ye kadar tüm Rojava topraklarını işgal etmeyi hedefliyordu. Girê Spi ve Serêkaniyê'deki direniş bu yayılmacı planları bozdu. Ayn İsa ve Til Temir cephelerinden ileriye gidemedi. Ne elindeki teknik ne de para ile satın aldığı başıbozuklar çetesi direniş duvarını aşamadı.
Efrîn hala direniyor, Girê Spi-Serêkaniyê direniyor. Kobanê'yi nasıl özgürleştirdiysek Efrîn'i, Girê Spi'yi, Serêkaniyê'yi de özgürleştireceğiz. İşgalcileri topraklarımızdan söküp atmak için devrimci savaşımımızı yükseltelim! Biz kazanacağız, Rojava-Kuzey Suriye Halkları kazanacak.

 
Komünist Devrimci Hareket (Tevgera Komunist a Şoreşger- TKŞ )


27.01.20 / Kobanê Halkları Zaferi Kutladı

Kobanê'de Arap ve Kürtlerden oluşan binlerce kişi, Kobanê'nin DAİŞ çetelerinden kurtuluşunun 5'inci ve Kobanê Özerk Yönetimi'nin 6'ncı yıl dönümünü DAİŞ çetelerine karşı yoğun çatışmaların yaşandığı Şehit Egid Meydanı'nda kutladı.

"Tutumunuzda vefakar olun, Kobanê dünya direnişinin başkentidir. Dünya bugün imha tehditleriyle karşı karşıya" şiarıyla düzenlenen kutlamalara Kürt ve Arap halklarının yanı sıra PYD , JKŞ , Kongre Star, TKŞ , TEV- DEM, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Temsilcileri, Minbic ve Gire Spi'den çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

Bölgedeki kadın kurumları ve hareketleri adına konuşan Fırat Bölgesi Yasama Meclisi Eşbaşkanı Fewziyê Ebdi, "Kobanê insanlığın ve barışın simgesi oldu" dedi.
Ebdi, "Suriye, Türk devletinin bölgeye yönelik tehditlerine karşı sınırlarını korumalıdır. Kuzey ve Doğu Suriye'ye ilişkin anlaşmalar yapan Rusya ve ABD'yi Türk devletinin tehditlerine son vermeye ve göçmenlerin bölgeye güvenli bir şeklide geri dönebilmesi için gerekli koşulları sağlamaya çağırıyoruz" diye belirtti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Kadın Komitesi Başkanı Cihan Xidro, "Kobanê'nin özgürleştirilmesi tarihi bölge halkı için bir kıvılcımdır. Kobanê direnişi halkın iradesinin askeri araçlardan daha güçlü olduğunun göstergesidir. DAİŞ'i destekleyen ve farklı gerekçelerle bölgeyi işgal etmeye çalışan Türk devletine karşı direniş devam ediyor" diye belirtti.
Minbic Demokratik Sivil Yönetimi Temsilcisi, Kobanê yönetimine direnişlerinden dolayı ödül verdi.

Etkinlikte müzik grupları Kürtçe ve Arapça şarkılar söyledi.


21.01.20 / MLKP'nin 'Dema Baranan' Belgeseli Tamamlandı

MLKP'nin umut ve zafer yüklü devrim yürüyüşünden bir kesit olarak Yapıcılar Film Kolektifi tarafından hazırlanan "Dema Baranan" belgeseli tamamlandı.

Çekimleri Rojava ve Medya Savunma Alanları'nda gerçekleştirilen belgesel filmde, MLKP'nin 25 yıllık tarihinin yanısıra devrim stratejisi ve politik askeri mücadeleye bakış açısı anlatılıyor. Belgesel için kamera karşısına geçen komünistler, MLKP'nin Türkiye-Kürdistan devriminin yanısıra bölgesel anlamda Ortadoğu devrimine bakış açısını aktarıyor.

MLKP'nin Rojava ve özgür dağlarda yürüttüğü mücadele ile savaş deneyimlerinin de aktarıldığı belgeselde, Komünist Kadın Örgütü (KKÖ) ve Komünist Gençlik Örgütü (KGÖ) adına yapılmış röportajlar da yer alıyor. Belgeselde ayrıca farklı toplumsal kesimlerden ve uluslardan çok sayıda insan da komünistlerle buluştuktan sonra yaşamlarındaki değişimi anlatıyor.

23 Mart 2019'da katledilen MLKP MK üyesi Baran Serhad'ta atfedilen belgeselin yayınlanması, Türk devletinin Rojava'ya yönelik işgal saldırısı nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmişti.

Belgeselde MLKP'nin Rojava ve Medya Savunma Alanlarındaki savaş pratiği de aktarılırken, geçtiğimiz aylarda işgal edilen Serêkaniyê'de çetelere karşı savaşan komünistler de deneyimlerini aktarıyor.

 Fragmanı izlemek için tıklayınız:

 


21.01.20 / Komünist Devrimci Hareket (TKŞ): ''Efrîn Bizimdir, Direnerek Özgürleştireceğiz''

Komünist Devrimci Hareket ( TKŞ ), Türkiye'nin Efrîn'i işgal edişinin ikinci yılı dolayısıyla "Efrîn bizimdir, direnerek özgürleştireceğiz" başlıklı açıklama yayınladı:

"2 yıl önce Rojava topraklarının önemli bir parçası olan Efrîn kantonunun Türkiye ve desteklediği çeteler tarafından uluslarası bir kuşatma konsepti ile işgal edildi. Devrimimizi parça parça işgal ederek boğma taktiği ile hareket eden işgalci Türk devleti 2 ay süren çağın direnişinin çelikten iradesine çarparak büyük kayıplar verdi. En ağır tekniği olmadan bir adım dahi ilerlemeyen faşist, işgalci Türk devleti başta Rusya, Amerika ve uluslarası emperyalist devletlerinin ve sömürgeci bölge devletlerinin onayı ile işgal hareketini başlattı.
Rusya'nın hava sahasını açarak, ABD, BM, AB gibi diğer emperyalist devletler ve örgütlerin ise Türkiye ve desteklediği çetelerin haftalar ve aylar süren insanlık suçlarına sessiz kaldı. Çünkü hepsi halk düşmanı, hepsi devrim düşmanı. Hepsinin ortak amacı ise bir halklar bahçesini ve özgürlükleri temsil eden Rojava devrimini ve kadın iradesini kırmaktır. Ve Kürdü, Arabı, Alevisi, Ermenisi ile kadın iradesi ile halkların kardeşliğini ve kadın iradesini temsil eden Efrîn'in hedef alınması ise tesadüfü değildir. İşgal sürecinde çocuğu, kadını, yaşlısı ile yüzlerce sivil halk katledildi. Yüzlerce savaşçının şehit düştüğü ve 2 ay süren destansı direnişin ardından Efrini işgal eden TC ve çeteleri başta Efrîn'e çete ailelerini yerleştirerek demografik yapıyı değiştirmeye girişti ve ardından halkın evleri, malları talan edildi, tarihi yerler yok edildi ve Efrîn ile sembolleşen on binlerce zeytin ağaçları kesilerek doğa katliamına girişti. Sivil halk kaçırılarak işkencelerden geçirildi ve kadınlara tecavüz edildi. Osmanlı'nın işgal manzaralarını bir kez daha Efrîn'de devreye sokan TC bu işgal hareketi ile başta Rojava devrimi ile Kürt halkının kazanımlarını ve devrim sayesinde özgürlüklerini elde eden bölge halkının ortak yaşam iradesini hedef aldılar. Bu devrim ile binlerce yıllık erkek egemenliğini gerileten kadın iradesinin kazanımlarını yok etmeyi hedeflediler. Fakat amaçlarına ulaşamadılar. Rojava ve Kuzey Suriye halkları bu işgal saldırısı karşısında kazanımlarını sahiplenmeye devam ettiler.

Buna karşı yok etme konseptine Serêkaniyê ve Girê Spî işgali ile devam eden Türkiye'nin bu gün Rojava devrimini yok etmeyi kendi varlık sebebi olarak gördü. Emperyalist güçler ve sömürgeci bölge devletleri bu işgal hareketine direk ya da dolaylı destek vererek devrimin kazanımlarını en geri noktaya çekerek teslimiyet dayatması yapmak istiyorlar.

Bizler Komünist Devrimci Hareket olarak bir kez daha Rojava devrimi ve Efrin savunmasında şehit düşen binlerce şehidimize tüm halklarımıza sözümüzü bir kez daha tekrarlıyoruz. Avestaların, Barinlerin, Tirêjlerin, Özgürlerin, Zeynellerin, İlanların ve Gulanların direniş manifestosu ile devrimimizi ve kazanımlarımı mevzi mevzi savunacağız. Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî ve işgal altında ki tüm toprakların özgürleştirilmesi varlık sebebimizdir."


19.01.20 / Direniş İşgalcileri Kovacak, Efrîn'i Özgürleştirecek

Faşist Türk devletinin Efrîn'e yönelik 20 Ocak 2018'de başlayan işgali ikinci yılını doldurdu. İşgal saldırısı esnasında binlerce kişi katledildi, yüzbinlerce kişi yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı. Efrîn yağmalandı, talan edildi. İşgalci AKP rejimi, Efrîn ve çevresinde soykırımı derinleştiriyor. Efrîn halkı halen çemberde tutularak boğulmak isteniyor. Kentte kalan Arap ve Kürt ailelerden binlerce kişi çeteler tarafından alıkonuldu. Hala haber alınamayan yüzlerce kişi var.

Efrîn halkı ve özsavunma güçleri, işgal saldırısına karşı iki ay boyunca canfeda bir direniş sergiledi. Faşist Türk ordusu ve çeteleri, Efrîn dağlarında ve kentlerinde direniş mevzilerinde karşılandı. Tarihe yazılan Efrîn direnişi, dünya halklarının umudu olan Rojava devriminin teslim olmayacağını gösterdi. HBDH güçleri de devrim topraklarını savunmak için Efrîn özsavunma güçleri ile birlikte cephelerde yer aldı. Raco'da, Cindires'te, Mabeta'da şehitler bedeli direnişin en ön saflarında dövüştü.

DEVAMI


15.01.20 / Komünist Tutsak İsmail Yılmaz'a İşkence

2017 yılından beri Elazığ 2 No'lu Yüksek Güvenlikli Hapishanesi'nde kalan MLKP tutsağı İsmail Yılmaz, hapishanede dayatılan "terör suçlusu" yazılı yaka kartını takmayı reddettiği için 2 yıldır açık görüş, telefon görüşü ve kargo alımı gibi haklarını kullanamıyor. Yılmaz'ın 7 Şubat'ta görülecek karar duruşması için aldığı savunma notlarına hapishane idaresi tarafından el konuldu. Sayım sırasında başındaki beresini çıkartmadığı için de tehdit edildi.
Kulak zarındaki yırtık nedeniyle ertelenmemesi gereken tedavisine kimlik dayatması nedeniyle devam edemezken, ağrı kesici ilaç dahi verilmiyor.
Ayrıca dini bayram, yılbaşı ve doğum günü dışında kitap alamayacağı da cezaevi idaresi tarafından Yılmaz'a bildirildi.
Ezilenlerin Hukuk Bürosu, müvekkili İsmail Yılmaz ve aynı hak ihlallerine maruz kalan Mahmut Soner üzerindeki baskıların derhal son bulmasını istedi.

Yılmaz, Nusaybin özyönetim direnişine katıldığı için ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanıyor. İsmail Yılmaz, duruşmada verdiği ifadesinde, "Biz özyönetim direnişi ışığını Paris Komünü'nden aldık. Bugünkü özyönetim direnişlerinin ışığı da yarınların ışığı olacaktır" demişti.

 

 


Arşiv



  Sayfa 12345678
 

 

HBDH



PARTİNİN SESİ



KüRDİSTAN



FESK



 

 

 

MERKEZ KOMİTE



ÖZGüR KADIN



KKÖ



SöYLEşİLER