'68 Devrimci Ruhu Bugün Rojava'da Dolaşıyor
Share on Facebook Share on Twitter
 
Diğer yazılar
 

 

Suruç (Pirsus) katliamının ardından bu saldırının hesabını sormak için özgür alanlara geçen ve Kuzey Suriye'de askeri cephede bulunan Komünist Gençlik Örgütü (KGÖ) savaşçıları '68 hareketinin 50 yıllık sürecini anlattı.

'68 hareketinin 50. yılını devrimci savaş hazırlığının büyütüldüğü özgür alanlarda karşılıyorsunuz? Neler söylemek istersiniz?
Deniz Toraman: Öncelikle bir noktaya dikkat çekerek başlayalım. Devrimci gençlik hareketinin evrensel tarihine damgasını vuran '68 hareketi hakkında söylenebileceklerin ya da yazılabileceklerin sınırı yoktur ve üzerine ne kadar konuşulursa konuşulsun, eksik kalan yanları olacaktır. Öyle ki, bu görkemli hareketin politik ve ideolojik etkisi, kendisini bugün de aynı kararlılıkla devam ettirdiği gibi, '68'in devrimci bayrağı da yeni kuşak devrimcilerce daha yükseğe çekiliyor. Ve hareket halinde olan devrimci eyleme nokta koymak mümkün olmuyor. Her ne kadar burjuva ideologları '68 hareketini, "bir daha yaşanması mümkün olmayan yanlışlık anı" diyerek tarif ediyor olsalar da, onlar için söylenebilecek tek söz korkunun ecele fayda etmediğidir. Bunu anlamaları için başta Politeknik ve Sourbonne Üniversitesi'nin sönmeyen devrimci ruhuna, kıta Avrupa'sında caddeleri tutuşturan gençlik eylemlerine, Latin Amerika'nın sokaklarını molotoflarıyla aydınlatan" Che'nin genç yoldaşlarına ve dahası içerisinde bulunduğumuz Türkiye-Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasına bakmaları yeterli olacaktır. Bu vurguyu yapmamızın asıl sebebi şudur. Bizler için '68 hareketinin 50. yılı mazi olmuş bir tarihin anısını yaşatmak demek olmadığı gibi, geçmişle yaşamak ya da geçmişte yaşamak da değildir. Aksine 68 gençlik hareketi, devrimci gençlik mücadelesinin dünü olduğu kadar bugünü ve yarınıdır. Bugünüdür çünkü, biz genç devrimcilerin bugünkü eylemine yön veren en önemli tarihsel dayanakların biridir. Ve elbetteki yarınıdır, '68 kuşağının deyimiyle "başka bir dünya" bu tarihsellik üzerinde oluşacaktır. Bunu belirttikten sonra '68 hareketinin çok severek kullandığı ve bizlere büyük bir onurla devrettiği sloganla başlamak oldukça anlamlı olacak. "Gerçekçi ol, imkansızı iste".{divide}İşte Kumandan Che Guevara'nın bu çağrısı, tüm dünya gençliğine başka bir dünya için savaşmanın zorunluluğunu gösterirken, gençliğin devrimci savaşımına kararlılık aşılar. "İki üç daha fazla Vietnam" sloganı adeta eylemin kılavuzuna dönüşür. Ve zaman geçtikçe gençliğin özgürlük mücadelesi devrimci savaşımın askeri biçimleri ile buluşmaya başlar. Hatırlayalım. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de '68 kuşağının çok severek kullandığı, her mitingden sonra "devrim andı" olarak kitlesel biçimde haykırdığı bir slogan vardır. "Eğer silahlarımız elden ele dolaşacak, mitralyöz sesleri dalga dalga yayılacaksa, bu uğurda ölüm hoş geldi, sefa geldi".
İşte bizler '68'in 50. yılında, elden ele dolaşarak bizlere ulaşan silahlarımızla devrimci savaş hazırlığını büyütüyoruz. Biliyoruz ki "imkansız"ı gerçek kılabilmek ancak politik askeri savaşımı yükseltmekle, hayatın her alanında faşist diktatörlüğe karşı mücadele etmekle mümkündür. Herkesin bildiği bir gerçektir; Denizler bir yandan üniversiteleri ve sokakları militan eylemleriyle doldururken bir yandan da Filistin'de devrime hazırlanmıştır. Bizlerin bugün yaptığı da budur. Şunu söyleyebiliriz, devrimci görevlerimizi yerine getirmenin ve getirecek olmanın coşkusunu yaşarken aynı zamanda Deniz-Mahir-İbrahimlerin çağrısını da yanıtsız bırakmamanın onurunu hissediyoruz.
Peki Türkiye'de '68 hareketi nasıl yaşandı? Onun ayrım çizgileri nelerdir?
Taylan Boran: Bir noktaya açıklık getirmek gerekiyor. Türkiye'de ki hemen her kesim '68 hareketi ve hemen ardından gelişen '71 devrimci atılımı hakkında birbirinden oldukça farkı görüşlerin sahibi olmuştur. Daha açık bir ifadeyle, kim nereden bakıyorsa, neyi görmek istiyorsa '68 hareketine de öyle görmüş ve değerlendirmiştir. Bu bakımdan faşist diktatörlüğün ve onun kiralık kalemşorlarının, devrimci geleneğimiz karşısındaki saldırganlığı biz genç devrimciler için anlaşılır olduğu kadar aynı zamanda gurur vericidir. '71 devrimci atılımının önderlerinden Mahir Çayan yazdığı bir şiirde şöyle söylüyor. "Üzülme aslanım, hatırla bak, ne diyor usta: "Düşman bize ne kadar çok ok atarsa, biz o kadar doğru yoldayız." Bundandır ki karşı devrim cephesinden '68 devrimci gençlik hareketine yöneltilen her saldırganlık, bizlere ne kadar haklı bir davanın militanları olduğumuzu her seferinde daha fazla hatırlatır. Ancak solcu kavramların arkasına sığınan küçük burjuva aydınlarının yanı sıra gençlik hareketi saflarında boy gösteren kimi kavrayışların '68 hareketi ve '71 devrimci atılımı karşısında bilinçli bir tahrifat eyleminin öznesi olduklarını vurgulamamız gerekir. Amaçlanan tepeden tırnağa devrimci ve savaşkan bir geleneği zayıflatmaktır. Bu çevreler '68 hareketini, düzeniçi talepleri olan zararsız, barışçıl bir muhalefet hareketi olduğunu vurgularken bugünün genç devrimcilerini de düzen sınırları içerisinde tutabilmeyi hedefliyor. Elbette ki bu uğursuz amaçlarına bugüne kadar ulaşmayı başaramadılar. Çünkü Türkiye '68'i daha en başından düzen sınırlarını zorlayan bir güzergahtan gelişmiş ve '71 devrimci atılımı ile kesin bir kopuşu sağlamıştır. Avrupa'da ya da başkaca bir çok yerde '68 hareketi '70'li yıllara doğru sönümlenmeye başlarken, Türkiye-Kürdistan'da daha da militanlaşmış ve '71 çıkışıyla devrimci hareketin kuruculuğunu üstlenmiştir. Ve bugünün devrimci görevlerini anlaşılır kılmak adına o sürecin iki temel ayrım çizgisinin altını çizmek gerekir. Bunlardan ilki, '68 hareketinin fiili meşru mücadeledeki ısrarıdır. Dönemin bütün eylemlilikleri düzen sınırlarında gedikler açmış, sokaklarda protestocu değil militan-hak almak için dövüşen bir tarz açığa çıkartılmıştır. Gençlik hareketi bu anlamda tüm toplumsal kesimlere de önderlik etmiştir. Onun militanlığı, işçi eylemliliklerini de, köylülüğün toprak işgallerini de militanlaştırmıştır. İşgaller, boykotlar, sokak çatışmaları, sivil faşist saldırganlığa karşı direniş bu dönemim temel hareket tarzıdır. Devrimci gençlik, faşist diktatörlüğün baskı ve yasakları karşısında geri çekilmeyerek gençlik hareketini daha kitlesel ve militanca örgütlemeyi başarmıştır. Bu militan kararlılık aynı zamanda '71 devrimci atılımını da koşullamıştır. Tam da buradan yani Deniz-Mahir-İbrahimlerden, '71 devrimci atılımından devam edecek olursak kesinkes politik-askeri mücadeleden ve devrimci savaştan bahsetmek zorundayız. Bu Türkiye '68'inin en özgün ve ayırt edici yanıdır. Gençlik hareketi olarak başlayan '68 süreci kısa süre içerisinde iktidarı almayı hedefleyen devrimci örgütleri, genç devrimci önderleri ve savaşçıları açığa çıkartmıştır. Bu atılım sol hareketin üzerine çöken reformizme ve değişik türdeki oportünist görüşlere karşı, devrimci gençliğin kesin bir zaferidir. Onlar, devrime giden yolda zaferin ancak ve ancak politik-askeri mücadele ile mümkün olabileceğini, bu uğurda büyük bedelleri göğüslemenin kaçınılmaz olduğunu dağlarda ve şehirlerde elde silah savaşarak gösterdiler. Devrimciliğin başka türlü olamayacağını eylemleriyle anlattılar. Ve o meşhur sözü bir kez daha göndere çektiler: "Devrim için savaşmayana sosyalist denmez".
Gençlik hareketi için Deniz-Mahir ve İbrahimlerin mirası her zaman yol göstericisidir. Gençlik hareketinin bugün '71 mirasını taşıyabildiğini düşünüyor musunuz?
Roza Özgür: Elbette ki bu soruya yekpare bir cevap verebilmek olanaklı değil. Çünkü gençlik hareketi, farklı politik çizgileri ve farklı örgütlülükleri içerisinde taşıyor. Ve bu özneler arasında '71 devrimcilerinin mirasına ve silahına büyük bir onurla sahip çıkanlar olduğu gibi '71 devrimciliğini iğdiş etmek isteyenler de mevcuttur. Ancak daha dikkat çekici olan şurasıdır. Sol, devrim ve sosyalizm iddialı gençlik örgütlerinin tamamı, aralarındaki büyük çizgi farklarına rağmen Deniz'i Mahir'i ve İbrahim'i kendilerinin temsil ettiklerini söyleyerek, gençlik kitlelerini bu yolla etkilemeye çalışıyor. Ne var ki, gerçekler devrimcidir. Bundandır ki hiç kimse '71 devrimciliğin arkasına sığınarak kendisini saklayamıyor. Öyle ki, '68 hareketi ve '71 atılımı bir devrimci eylem kılavuzu misali gençlik hareketinin önüne güncel görevler koymaya devam ediyor. Bu hususta ölçüler oldukça sadedir. Kopuş devrimciliği bunun adıdır. Düzeniçilikten kopan, fiili meşru mücadelede militanlık, faşist diktatörlüğe karşı politik-askeri mücadele ve savaşçılık. İşte Denizlerin ardından ilerlemek isteyenlere gidilecek yolu gösteren temel hareket noktaları bunlardır.
Peki ya kadınlar bakımından?
'68 aynı zamanda kadın özgürlük bilincinin de, sokaklara çıktığı, gerici, feodal erkek egemenlikçi iktidara ve onun tüm alanlardaki görüngülerine karşı mücadeleyi büyüttüğü bir süreçti. AKP/MHP faşist koalisyonu, kadınları, yeniden evlere, erkeğin gölgesine sokmaya çalışırken, o dönemdeki gerici faşist geleneklerine de yaslanıyor. Bizler, aynı zamanda '68'in isimsiz kadın kahramanlarının düşlerini büyütenler olarak, erkek egemenlikçi faşist iktidara karşı dövüşüyor, onların kızkardeşleri olarak onlar için de kadın özgürlük bayrağını dalgalandırıyoruz.
Sokaklara, üniversitelere ve liselere bakan herkes görecektir. Politik islamcı faşist diktatörlüğün saldırıları karşısında sokağa çıkmamayı salık verenler, üniversiteleri dövüşmeden terk edenler, tutuklanmamak için varlık hakkından vazgeçenler, hadi daha açık söyleyeyim, ölü taklidi yapanlar, kadın, erkek '68 devrimcilerinin mirasına sahip çıkabilir mi? Bu devrimci geleneğe leke sürdürmemek adına onurla çarpışanlar, '68'in devrimci bayrağını sokaklarda ve barikat başlarında yüksekte tutanlar, kadın-erkek genç komünist ve devrimciler var.

 

 

 

 

 

 

Marksist Leninist Komünist Parti Türkiye / Kuzey Kürdistan

 

Parti Ve Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

Komünist Gençlik Örgütü
 
Komünist Kadın Örgütü
   
Fakirlerin Ve Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri
 
Kürdistan Örgütü

 

 

     Güncel

27.01.20 / TKŞ'den Kobanê Zaferi Açıklaması

Kobanê'yi nasıl özgürleştirdiysek Efrîn'i, Girê Spi'yi, Serêkaniyê'yi de özgürleştireceğiz

26 Ocak 2015 DAİŞ'in ilk büyük yenilgisini aldığı gündür! Sömürgeci Türk devleti ve DAİŞ Kobanê'de başlayan Rojava ulusal demokratik devrimini Kobanê'yi işgal ederek ezmek istedi. Faşist Erdoğan kendinden emindi, DAİŞ çetelerine çok güveniyordu, bir kaç gün içinde Kobanê düşecekti. Plan sömürgeciliğe aitti, silahları, parayı, çeteleri hepsini o ayarlıyordu. Onun için çıktı televizyona ve 'Kobanê düştü düşecek' dedi. Ama Kobanê'de halk devriminin fedai kahramanları vardı: Arin Mirkan ve Sarya Özgür gibi kadın komutanlar; Heval Numan, Dıjvar, Çekdar, Berxwedan, Serxwebun ve daha yüzlerce fedai savaşçı; Paramaz, Elişer ve Algan Zafir gibi komünistler Kobanê zaferini bedenleriyle tuğla tuğla ördüler. Türkiye ve Kürdistan halkları direnişi sahiplendi, yüzlercesi seferberlik çağrısı ile Kobanê direnişine koştu. 20 Temmuz'da Pirsus'ta şehit düşen 33 genç komünist bize gösterdi ki, daha geride Kobanê için seferber olacak yüzler-binler vardı.

Kobanê'nin direndiğini ve direnişle özgürleştirildi. Kobanê zaferi Rojava devrimini güvence altına alırken, DAİŞ'in yenilgi sürecini de başlattı. Rojava-Kuzey Suriye halkları ilk kez DAİŞ'in yenilebileceğini gördüler ve başta Araplar olmak üzere Kuzey Suriye halkları devrime kitlesel biçimde katılmaya başladılar. Kobanê zaferi ile birlikte Girê Spi özgürleştirildi, Mınbiç, Tabqa-Tişrin ve sonra çetelerin başkent ilan ettikleri Rakka özgürleştirilerek devrim topraklarına dahil edildi. Politik islamcı faşist DAİŞ son olarak Deyr ez Zor'da kuşatıldı, Baxoz'da nihai olarak ezildi.
DAİŞ'le birlikte Türk devletinin planlarının da çöle gömüldü. DAİŞ sonrası emperyalistler arası çelişkilerden faydalanarak sömürgeci Türkiye doğrudan kendi ordusu ile Rojava devrimine karşı saldırıya girişti. Erdoğan Putin'e her türlü rüşvet ve tavizi vererek Ruslarla anlaşıp Efrîn'e saldırdı. Bu saldırıya karşı Efrîn halkı ve rojava devriminin devrimci ordusu direndi. Bu kahraman fedai direniş karşısında NATO'nun en büyük ikinci ordusu dedikleri işgalci ordu iki ay Efrîn'e giremedi.

Emperyalistlerin göz yummasından aldığı cesaretle faşist Erdoğan yüzünü Cizir bölgesine çevirdi. ABD ve Rus emperyalistleriyle yürüttüğü pazarlıklar sonrası Girê Spi ve Serêkaniyê'ye saldırdı. Fırat'tan Dicle'ye kadar tüm Rojava topraklarını işgal etmeyi hedefliyordu. Girê Spi ve Serêkaniyê'deki direniş bu yayılmacı planları bozdu. Ayn İsa ve Til Temir cephelerinden ileriye gidemedi. Ne elindeki teknik ne de para ile satın aldığı başıbozuklar çetesi direniş duvarını aşamadı.
Efrîn hala direniyor, Girê Spi-Serêkaniyê direniyor. Kobanê'yi nasıl özgürleştirdiysek Efrîn'i, Girê Spi'yi, Serêkaniyê'yi de özgürleştireceğiz. İşgalcileri topraklarımızdan söküp atmak için devrimci savaşımımızı yükseltelim! Biz kazanacağız, Rojava-Kuzey Suriye Halkları kazanacak.

 
Komünist Devrimci Hareket (Tevgera Komunist a Şoreşger- TKŞ )


27.01.20 / Kobanê Halkları Zaferi Kutladı

Kobanê'de Arap ve Kürtlerden oluşan binlerce kişi, Kobanê'nin DAİŞ çetelerinden kurtuluşunun 5'inci ve Kobanê Özerk Yönetimi'nin 6'ncı yıl dönümünü DAİŞ çetelerine karşı yoğun çatışmaların yaşandığı Şehit Egid Meydanı'nda kutladı.

"Tutumunuzda vefakar olun, Kobanê dünya direnişinin başkentidir. Dünya bugün imha tehditleriyle karşı karşıya" şiarıyla düzenlenen kutlamalara Kürt ve Arap halklarının yanı sıra PYD , JKŞ , Kongre Star, TKŞ , TEV- DEM, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Temsilcileri, Minbic ve Gire Spi'den çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

Bölgedeki kadın kurumları ve hareketleri adına konuşan Fırat Bölgesi Yasama Meclisi Eşbaşkanı Fewziyê Ebdi, "Kobanê insanlığın ve barışın simgesi oldu" dedi.
Ebdi, "Suriye, Türk devletinin bölgeye yönelik tehditlerine karşı sınırlarını korumalıdır. Kuzey ve Doğu Suriye'ye ilişkin anlaşmalar yapan Rusya ve ABD'yi Türk devletinin tehditlerine son vermeye ve göçmenlerin bölgeye güvenli bir şeklide geri dönebilmesi için gerekli koşulları sağlamaya çağırıyoruz" diye belirtti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Kadın Komitesi Başkanı Cihan Xidro, "Kobanê'nin özgürleştirilmesi tarihi bölge halkı için bir kıvılcımdır. Kobanê direnişi halkın iradesinin askeri araçlardan daha güçlü olduğunun göstergesidir. DAİŞ'i destekleyen ve farklı gerekçelerle bölgeyi işgal etmeye çalışan Türk devletine karşı direniş devam ediyor" diye belirtti.
Minbic Demokratik Sivil Yönetimi Temsilcisi, Kobanê yönetimine direnişlerinden dolayı ödül verdi.

Etkinlikte müzik grupları Kürtçe ve Arapça şarkılar söyledi.


21.01.20 / MLKP'nin 'Dema Baranan' Belgeseli Tamamlandı

MLKP'nin umut ve zafer yüklü devrim yürüyüşünden bir kesit olarak Yapıcılar Film Kolektifi tarafından hazırlanan "Dema Baranan" belgeseli tamamlandı.

Çekimleri Rojava ve Medya Savunma Alanları'nda gerçekleştirilen belgesel filmde, MLKP'nin 25 yıllık tarihinin yanısıra devrim stratejisi ve politik askeri mücadeleye bakış açısı anlatılıyor. Belgesel için kamera karşısına geçen komünistler, MLKP'nin Türkiye-Kürdistan devriminin yanısıra bölgesel anlamda Ortadoğu devrimine bakış açısını aktarıyor.

MLKP'nin Rojava ve özgür dağlarda yürüttüğü mücadele ile savaş deneyimlerinin de aktarıldığı belgeselde, Komünist Kadın Örgütü (KKÖ) ve Komünist Gençlik Örgütü (KGÖ) adına yapılmış röportajlar da yer alıyor. Belgeselde ayrıca farklı toplumsal kesimlerden ve uluslardan çok sayıda insan da komünistlerle buluştuktan sonra yaşamlarındaki değişimi anlatıyor.

23 Mart 2019'da katledilen MLKP MK üyesi Baran Serhad'ta atfedilen belgeselin yayınlanması, Türk devletinin Rojava'ya yönelik işgal saldırısı nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmişti.

Belgeselde MLKP'nin Rojava ve Medya Savunma Alanlarındaki savaş pratiği de aktarılırken, geçtiğimiz aylarda işgal edilen Serêkaniyê'de çetelere karşı savaşan komünistler de deneyimlerini aktarıyor.

 Fragmanı izlemek için tıklayınız:

 


21.01.20 / Komünist Devrimci Hareket (TKŞ): ''Efrîn Bizimdir, Direnerek Özgürleştireceğiz''

Komünist Devrimci Hareket ( TKŞ ), Türkiye'nin Efrîn'i işgal edişinin ikinci yılı dolayısıyla "Efrîn bizimdir, direnerek özgürleştireceğiz" başlıklı açıklama yayınladı:

"2 yıl önce Rojava topraklarının önemli bir parçası olan Efrîn kantonunun Türkiye ve desteklediği çeteler tarafından uluslarası bir kuşatma konsepti ile işgal edildi. Devrimimizi parça parça işgal ederek boğma taktiği ile hareket eden işgalci Türk devleti 2 ay süren çağın direnişinin çelikten iradesine çarparak büyük kayıplar verdi. En ağır tekniği olmadan bir adım dahi ilerlemeyen faşist, işgalci Türk devleti başta Rusya, Amerika ve uluslarası emperyalist devletlerinin ve sömürgeci bölge devletlerinin onayı ile işgal hareketini başlattı.
Rusya'nın hava sahasını açarak, ABD, BM, AB gibi diğer emperyalist devletler ve örgütlerin ise Türkiye ve desteklediği çetelerin haftalar ve aylar süren insanlık suçlarına sessiz kaldı. Çünkü hepsi halk düşmanı, hepsi devrim düşmanı. Hepsinin ortak amacı ise bir halklar bahçesini ve özgürlükleri temsil eden Rojava devrimini ve kadın iradesini kırmaktır. Ve Kürdü, Arabı, Alevisi, Ermenisi ile kadın iradesi ile halkların kardeşliğini ve kadın iradesini temsil eden Efrîn'in hedef alınması ise tesadüfü değildir. İşgal sürecinde çocuğu, kadını, yaşlısı ile yüzlerce sivil halk katledildi. Yüzlerce savaşçının şehit düştüğü ve 2 ay süren destansı direnişin ardından Efrini işgal eden TC ve çeteleri başta Efrîn'e çete ailelerini yerleştirerek demografik yapıyı değiştirmeye girişti ve ardından halkın evleri, malları talan edildi, tarihi yerler yok edildi ve Efrîn ile sembolleşen on binlerce zeytin ağaçları kesilerek doğa katliamına girişti. Sivil halk kaçırılarak işkencelerden geçirildi ve kadınlara tecavüz edildi. Osmanlı'nın işgal manzaralarını bir kez daha Efrîn'de devreye sokan TC bu işgal hareketi ile başta Rojava devrimi ile Kürt halkının kazanımlarını ve devrim sayesinde özgürlüklerini elde eden bölge halkının ortak yaşam iradesini hedef aldılar. Bu devrim ile binlerce yıllık erkek egemenliğini gerileten kadın iradesinin kazanımlarını yok etmeyi hedeflediler. Fakat amaçlarına ulaşamadılar. Rojava ve Kuzey Suriye halkları bu işgal saldırısı karşısında kazanımlarını sahiplenmeye devam ettiler.

Buna karşı yok etme konseptine Serêkaniyê ve Girê Spî işgali ile devam eden Türkiye'nin bu gün Rojava devrimini yok etmeyi kendi varlık sebebi olarak gördü. Emperyalist güçler ve sömürgeci bölge devletleri bu işgal hareketine direk ya da dolaylı destek vererek devrimin kazanımlarını en geri noktaya çekerek teslimiyet dayatması yapmak istiyorlar.

Bizler Komünist Devrimci Hareket olarak bir kez daha Rojava devrimi ve Efrin savunmasında şehit düşen binlerce şehidimize tüm halklarımıza sözümüzü bir kez daha tekrarlıyoruz. Avestaların, Barinlerin, Tirêjlerin, Özgürlerin, Zeynellerin, İlanların ve Gulanların direniş manifestosu ile devrimimizi ve kazanımlarımı mevzi mevzi savunacağız. Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî ve işgal altında ki tüm toprakların özgürleştirilmesi varlık sebebimizdir."


19.01.20 / Direniş İşgalcileri Kovacak, Efrîn'i Özgürleştirecek

Faşist Türk devletinin Efrîn'e yönelik 20 Ocak 2018'de başlayan işgali ikinci yılını doldurdu. İşgal saldırısı esnasında binlerce kişi katledildi, yüzbinlerce kişi yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı. Efrîn yağmalandı, talan edildi. İşgalci AKP rejimi, Efrîn ve çevresinde soykırımı derinleştiriyor. Efrîn halkı halen çemberde tutularak boğulmak isteniyor. Kentte kalan Arap ve Kürt ailelerden binlerce kişi çeteler tarafından alıkonuldu. Hala haber alınamayan yüzlerce kişi var.

Efrîn halkı ve özsavunma güçleri, işgal saldırısına karşı iki ay boyunca canfeda bir direniş sergiledi. Faşist Türk ordusu ve çeteleri, Efrîn dağlarında ve kentlerinde direniş mevzilerinde karşılandı. Tarihe yazılan Efrîn direnişi, dünya halklarının umudu olan Rojava devriminin teslim olmayacağını gösterdi. HBDH güçleri de devrim topraklarını savunmak için Efrîn özsavunma güçleri ile birlikte cephelerde yer aldı. Raco'da, Cindires'te, Mabeta'da şehitler bedeli direnişin en ön saflarında dövüştü.

DEVAMI


15.01.20 / Komünist Tutsak İsmail Yılmaz'a İşkence

2017 yılından beri Elazığ 2 No'lu Yüksek Güvenlikli Hapishanesi'nde kalan MLKP tutsağı İsmail Yılmaz, hapishanede dayatılan "terör suçlusu" yazılı yaka kartını takmayı reddettiği için 2 yıldır açık görüş, telefon görüşü ve kargo alımı gibi haklarını kullanamıyor. Yılmaz'ın 7 Şubat'ta görülecek karar duruşması için aldığı savunma notlarına hapishane idaresi tarafından el konuldu. Sayım sırasında başındaki beresini çıkartmadığı için de tehdit edildi.
Kulak zarındaki yırtık nedeniyle ertelenmemesi gereken tedavisine kimlik dayatması nedeniyle devam edemezken, ağrı kesici ilaç dahi verilmiyor.
Ayrıca dini bayram, yılbaşı ve doğum günü dışında kitap alamayacağı da cezaevi idaresi tarafından Yılmaz'a bildirildi.
Ezilenlerin Hukuk Bürosu, müvekkili İsmail Yılmaz ve aynı hak ihlallerine maruz kalan Mahmut Soner üzerindeki baskıların derhal son bulmasını istedi.

Yılmaz, Nusaybin özyönetim direnişine katıldığı için ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanıyor. İsmail Yılmaz, duruşmada verdiği ifadesinde, "Biz özyönetim direnişi ışığını Paris Komünü'nden aldık. Bugünkü özyönetim direnişlerinin ışığı da yarınların ışığı olacaktır" demişti.

 

 


Arşiv



  Sayfa 12345678
 

 

HBDH



PARTİNİN SESİ



KüRDİSTAN



FESK



 

 

 

MERKEZ KOMİTE



ÖZGüR KADIN



KKÖ



SöYLEşİLER